NOT: Kullanılan, "Visual Web Developer 2005 Express Edition" editöründe "ötre" olarak yazılan harekelerin bazıları, siteye gönderilince "üstün" gibi görünüyor. Bu nedenle ilgili Ayet-i Kerime'lerin yazılışı Kur'an-ı Kerim'den mutlaka kontrol edilmeli.

KokID AyetNo ve Mamul çeşidi Tefekkürle çıkartılan anlamlar Kur'an-ı Kerim Lügatındaki anlamlar
130 بطش    (بَطَشَ    يَبْطُشُ    بَطْشاً ) Sıkıca tutmak, kıskıvrak yakalamak
130 26/130;mazi; Hz. Hud a.s, Âd kavmine: "... Hem yakaladığınız vakit, zorbalar gibi yakalıyorsunuz. Artık Ellah'tan sakının ve bana itaat edin." ( إذَا ), cezm etmeyen şart edatı ve gelecek zaman zarfı olarak görev yapmaktadır.  ( إذَا ) dan sonra gelen fiilin birincisi edatın şartı, ikincisi de edatın cevabıdır. Şart fiili genellikle mazi olur. Edat ile şart fiili bir isim tamlaması olarak görev yapar. Edat, muzaftır ve şart fiili de muzarun ileydir ve muzafın fâilidir. Cevabı olan fiil de kendisini mefulün fihi (zaman zarfı) olarak NASB eder. Sükun üzere mebni olduğundan mahallen mensub denir. Cevap fiili mazi de olsa, muzari anlamını verir. (Ellah Teala'nın TUTMAK fiili için bakınız: 7/195) (NOT: Bu edat ayrıca, zaman zarfı ve sürpriz edatı olarak da görev yapar)  Sıkıca tutmak, kıskıvrak yakalamak
Biz hadise olup bittikten sonra tutuşun
hangi vasıf veya sıfatlarla olduğunu anlıyoruz. Ellah Teala'nın tutuşu ile kendi tutuşumuz arasındaki farkları görüyoruz. Ellah Teala'nın sıfatı ile sıfatlanmanın önemini ve acziyetimizi idrak ediyoruz.
وَإِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
***********
130 7/195;muzari; "Onların yürüyecek ayakları mı var?  Veya onların, onlarla tutacak elleri mi var? Veya onların görecek gözleri mi var? Veya onların işitecek kulakları mı var? De ki: Haydi çağırın ortaklarınızı, sonra bana hilenizi kurun. Benim için beklemeyin (Siz mühleti bana vermezsiniz)" Ellerin, masdar kalıbında ve tutmak fiilinin de, muzari olarak gelmesi, tutuşun; her devirde olacağını, mânevi olduğu için görülemiyeceğini, asla engellenemiyeceğini, Ellah Teala'nın tutuşu olduğunun kalben anlaşılabileceği …vb ve bunu, Ellah Teala'dan başkasının hiç bir zaman asla yapamayacağını bildirip, başkasına kulluk etmeyin ikazını (okuyana ve dinleyenlere) yapıyor.  Sıkıca tutmak, kıskıvrak yakalamak
"Benimle (Besmele ile) tutun ki; size,
bensiz tutuşla farkını göstereyim" Beşerin tutuşuna bir örnek 26/130'da verilmiştir. (Bakınız. Emsile sayfası / Ellah Teala nın fiilleriyle, insanın fiilleri arasındaki temel farklar, dosyası)
 أَمْ لَهُمْ أَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَا
***********
130 44/16;muzari;mefulu mutlak;
masdar binai merre
"O gün büyük bir yakalayışla onları yakalayacağız. Muhakkak biz intikam alıcıyız." (Onlar: kendilerine apaçık anlatan bir Rasûl geldikten sonra, hem ondan yüz çeviren hem de "Bu öğretilmiş bir mecnun" diyenlerdir.) Sıkıca tutmak, kıskıvrak yakalamak
Yakalayışın, masdar ve mefulü mutlak
olmasındaki saklı anlamlar: Öyle bir yakalayışla yakalarız ki; onlar bizim yakaladığımızı fark edemez, bilemez, anlayamaz,  sorumluları yanlış tesbit eder, … vb sayılabilir. 
يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ
***********
130 28/19;müevvelmasdar; "Mûsa o iki kişiye düşman olan şahsı yakalamak istediği zaman ..." Kur'an-ı Kerim Kâdim olduğu için, Hz. Musa a.s ın yakalama niyeti de Kâdim'dir ve o yahudinin söylediği: "Yâ Mûsa! Dün yakaladığını öldürdün, beni de mi öldürmek istiyorsun? Sen ancak bu yerde zorba olmak istiyorsun. Neden islah edicilerden olmak istemiyorsun" Kelâm da Kâdim'dir. Müevvel-masdar,  gizli bir şeyi/şeyleri açığa çıkarmak için kullanılır. Buradaki saklı anlamlar; Ben istedim de, O istedi, O'nunla yakalayan ben idim, ama bu gerçeği fark edemedi, ... vb. olabilir. Sıkıca tutmak, kıskıvrak yakalamak
Ellah Tealanın Betaşe fiili, Hz.Musa a.s
da tecelli etmiştir. Çünkü, buradaki fiilin yedi unsurunu da takdir eden ve yaratan Ellah Tealadır. (Bakınız: İ'rab sayfası / Fiili Cümlesi)
فَلَمَّا أَنْ أَرَادَ أَنْ يَبْطِشَ بِالَّذِي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَا قَالَ يَامُوسَى أَتُرِيدُ أَنْ تَقْتُلَنِي كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِالْأَمْسِ إِنْ تُرِيدُ إِلَّا أَنْ تَكُونَ جَبَّارًا فِي الْأَرْضِ وَمَا تُرِيدُ أَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِحِينَ
***********
130 43/8;masdar;hâl; "Biz onlardan (Nebî ile alay edenlerden) daha şiddetli olanları kıskıvrak yakalayıp helak ettik" Masdar olarak geldiği için, masdarın tüm özelliklerini kapsayan bir TUTUŞ olduğunu bildiriyor. (Bakınız: Emsile sayfası, Mimsiz Masdar)  Sıkıca tutmak, kıskıvrak yakalamak
Hâl'in NASB olmasında; yakalananların fâili arasalar da bulamayacaklarını ve bu yakalayıştan da kurtulmalarının asla mümkün olmayacağı bilgisi saklıdır.
 
فَأَهْلَكْنَا أَشَدَّ مِنْهُمْ بَطْشًا وَمَضَى مَثَلُ الْأَوَّلِينَ
***********
130 50/36;masdar;hâl; "Onlar yakalamada onlardan daha şiddetlidir" Burada masdar ve hâl olarak gelen yakalayışdan üç makam sahibi için itikadî bir öğüt olduğunu 37. Ayet-i Kerimede açıklanıyor. Üç makam sahibinin kimler olduğunun tefekkür edilmesi için 36 ve 37. Ayet-i Kerimeler aşağıda verilmektedir. Şöyle de söylenebilir: BETAŞE fiilinin anlamı; hem her bir makam sahibi için farklıdır, hem de başkalarına söylense de bu anlamları idrak edemezler. Tıpkı, üç yaşındaki bir çocuğun baba sevgisinin anlamını idrak edemediği gibi. Sıkıca tutmak, kıskıvrak yakalamak
İNNE ile gelen isim cümlesi, haberdeki
saklı hükmün itikâdi olduğunu bildirir ve TAH'KİK EDİN ikâzını yapar. (Tah'kik: Bunun hakikatine erin, nihayetine eriştirin, içyüzünü araştırın, inceleyin, künhüne vâkıf olun, doğruluğuna şâhit olun, … vb anlamları kapsar.)
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ
***********
130 54/36;masdar; "Yemin olsun, onları biz yakalayacağımız azab ile uyarmıştık. Fakat uyarmaları cidal ile karşıladılar." Yemin ile
başlayan bir fiil cümlesinde hâl olarak gelmiş ve "onlar" kimler olduklarını açıklayan 37. Ayet-i Kerime aşağıda. Bu kıssa (33-40) mutlaka tefekkür edilmeli ve "Bu kıssadaki ilimle; nasıl amel etmeliyim, yükümlülüklerim, görevlerim ve sorumluluklarım nelerdir" sorularını cevaplamalıyız, çünkü "Ama düşünen mi var?" cümlesiyle sonlanıyor.
Sıkıca tutmak, kıskıvrak yakalamak
54/37: "Yemin olsun, onlar Lût'un (a.s)
misafirlerine tecavüz etmek istediler. Biz de onların gözlerini silme kör ettik. "Artık tadın azâbımı ve uyarılarımı !" dedik. Ayetinde, Niyetlerinden dolayı gözleri silme kör edildi. anlamı saklı. Çünkü aklımızdan geçenlerden sorumlu olduğumuz bir makam vardır.
وَلَقَدْ أَنْذَرَهُمْ بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ
وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَنْ ضَيْفِهِ فَطَمَسْنَا أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ
***********
130 85/12;masdar; "Gerçekten Rabbinin yakalayışı pek şiddetlidir." İsim cümlesinde ve İnne'nin ismi olarak gelmiş, mübteda gibi görev yapıyor. Haberden yükümlü, görevli ve sorumlu olanı saklı olarak bildiriyor ancak manevi makama göredir. Sıkıca tutmak, kıskıvrak yakalamak
Mübteda, haberden yükümlü, görevli ve sorumlu olandır, ancak kişinin mânevi makama göre sorumlular farklı olur. Kazandıkları ecir veya cezâ farklıdır إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ
***********
Ayetlerdeki ORTAK anlamı: BETAŞE fiiliyle; (1) Kuvvetin Hakk'da (doğrulukta) değil de, hakkı (doğruluğu) kuvvette zannedenlere hitab ediyor ve kuvvetli olanın ve onlarla birlikte olanların istediklerine hâkim olacaklarını zannetmeyin, çünkü her şeyi sımsıkı tutan benim. ikazını yapıyor. Ayrıca; sadece benimle yürüyün, benimle tutun, benimle görün, benimle işitin ve beni çağırın ki, aradaki farkı size göstereyim. (2) Ayetleri delil olarak kabul edenlere, ibret alanlara ve uygulayanlara hitap ediyor ve neyi - nasıl yapacaklarını öğretiyor.
************ // ************
131 بطل    ( بَطَلَ   يَبْطُلُ    بُطْلاً    بُطُولاً ) 1.BAB: Boşa gitmek, zayi olmak. İF'AL Babı: Boşa çıkarmak, zayi etmek, ibtal etmek.
131 7/118;mazi; (Hz. Musa a.s, âsasını atınca) "Hak vuku buldu, onların (sihirbazların) bütün uydurdukları boşa gitti." ve "Böylece orada mağlup oldular" Mâzi anlatımdaki saklı bilgiler: (1) Ellah Teala'nın ezeldeki iradesini bildirir. "Okuyana ve dinleyenlere, Kendini anlatır" da denilebilir. (2) Ayetin gerçekleşmesinin engelleyemeceğini şahidler önünde ortaya koyar. (3) Mazi, ihbari bir fiil (mânası gerçekleşmiş ve tekrar gerçekleşmesi mümkün olan fiil) olduğundan Benzer şartlarda aynı iradenin tekrar görünür, bilinir olacağını ikâz eder. (4) Olayın şahidlerine kendi nefislerini tanıtır, "mazi aynasında nefsimizi seyrettirir" de denilebilir. (5) Ayeti Kerime bir fiil cümlesi olduğu için, hüküm mazi fiilde saklıdır ve okuyan yükümlüdür. Çünkü içinde ibretler vardır. (6) Bu Ayet-i Kerime'den yükümlüyüm diyen okuyucunun, görevlerini ve sorumluluklarını tesbit çabası içinde olması ikazı vardır. Şayet bu çabayı göstermez ise, ayeti arkasına atmış anlamına gelir. (7) Mazi anlatımda fâilin niyeti, mefule örtülmüştür. Bu nedenle de firavun ve sihirbazlar, ümmeti muhammede bâtılı tanıtan oyuncular olduklarını anlayamadılar. 1.BAB: Boşa gitmek, zayi olmak
İki cümle atıf VAV'ı ile bağlı olduğu için; (1) yanlışlıklar, terk edilmedikçe, Hak görülmez, (2) Yanlışlıkları doğru zannederek yaşayanlara, doğru olanı birisi göstermez ise, kendisi bulamaz, (3) Sahih fiil ile (betale) amel edene, illetli fiilin (veka'a) fâili olma lütfu hediye edilir (Hakkın zuhur yeri olma lütfu)
فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
************ // ************
132 بطن    ( بَطَنَ    يَبْطُنُ    بُطُوناً    بَطْناً الشَّيْئُ   { خَفِىَ } ) Kapalı olmak, içte kalmak, (duyu organları ile idrak edilemeyen şeyler için kullanılır)
132 6/151;mazi;7/33; "Deki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım … Fuhuşun açığına da gizlisine de yaklaşmayın … olur ki akıl edersiniz." Ayeti Kerimesinde beş adet haramın bildiriyor. Buradaki BETANE fiilinin anlamları; o fiili işlemeyi aklından geçireni ve sır gibi sakladığı, başkasının bilmesini istemediği, anlatmaktan utandığı, düşünceleri kapsar. "VAV" dan sonra gelmesi de, o fiillerin açıkça işlenmesinin sebebi olacağını bildirir.  6/151, âdemoğuna hitap ediyor. 7/33, bilen kavme hitap ediyor. Kapalı olmak, içte kalmak, 
(lâ takrabû) emri Hz. Âdem a.s'a verilen
ilk emirdir ve bakmayın ilgilenmeyin düşünmeyin hakkında konuşmayın … anlamlarına gelmektedir.
قُلْ … وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ ... ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
************
132 57/3;Esmâül Hüsnâ; "O Evvel'dir ve Âhir'dir ve Zâhir'dir ve Bâtındır. O her şeyi hakkıyla bilendir." âyetinde Esmâ-ül Hüsnâ olarak geçmektedir. İsmi fâil olarak gelen Esmâ-ül Hüsnâ'lar, sıfat-ı müşebbehe anlamını gelirler. Bunların kapsadığı bilgiler için bakınız: Emsile sayfası / Sıfat-ı müşebbehe dosyaları Duygularla idrak edilemeyen Zat-ı Akdes
Buradaki dört Esmâ-ül Hüsnâ, Cevşeni
Kebîr'de geçmemektedir.Hikmeti nedir?
هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
***********
132 3/35;masdar;24/45;37/144;48/24; 3/35: "O vakit İmrân'ın karısı dedi: Ey Rabbim ben sana nezir ettim (yemin ettim). Karnımda bulunanı sana tahsis ettim (vakfettim). Bunu benden kabul et. Şüphesiz sen işiten ve her şeyi bilensin" ve 24/45; 37/144; 48/24'de masdar kalıbında isim olarak gelmiştir.  Karın, alt cihet, iç tarafı
Beşere her yönüyle gizli olan / hakikati
ancak haberle (ayetle, hadisle) bilinen olayların geçtiği mekan anlamında kullanıldığı için, bu isimler masdar kalıbında gelmiş olabilir.
إِذْ قَالَتِ امْرَأَةُ عِمْرَانَ رَبِّ إِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
***********
Ayetlerdeki ORTAK anlamı: "Science and Technology" bize yeter diyenlere benzememek için, bir Rehber'in önderliğinde Kur'an-ı Kerimi;  okumaya, tefekkür etmeye, tedebbür etmeye ve amel etmeye çaba harcamalıyız. Çünkü aklın aciz kaldığı alandaki ilim, bir deniz gibidir. Aklın idrak ettikleri bilgiler ise, bu denizdeki bir damla gibidir. BETANE kökü, aklın aciz kaldığı alandaki ilimden hader veriyor. Şöyle de denilebilir Şuhud âlemi (dünya yaşantısı) için akıl yeterli ama emir âlemini kavrayamıyor.