NOT: Kullanılan, "Visual Web Developer 2005 Express Edition" editöründe "ötre" olarak yazılan harekelerin bazıları, siteye gönderilince "üstün" gibi görünüyor. Bu nedenle ilgili Ayet-i Kerime'lerin yazılışı Kur'an-ı Kerim'den mutlaka kontrol edilmeli.

KokID AyetNo ve Mamul çeşidi Tefekkürle çıkartılan anlamlar Kur'an-ı Kerim Lügatındaki anlamlar
 
153 بلغ    ( بَلَغَ    يَبْلُغُ    بُلُوغاً ) 1.BAB:Bir şeye zaman olsun, mekan olsun, hissî veya mânevi olsun mutlak mânada erişmek, vâsıl olmak mânasına. TEF'İL Babı: Tebliğ etmek, eriştirmek, iletmek mânasına gelir.
Cevşen-i Kebîr: 223;ismifâil يَا ذَا الْحِكْمَةِ الْبَالِغَةِ Ey tam hikmet sahibi
Cevşen-i Kebîr: 533;mazi يَا مَنْ بَلَغَتْ اِلَى كُلِّ شَيْءٍ قُدْرَتُهُ Ey kudreti her şeye yeten
Cevşen-i Kebîr: 535;muzari يَا مَنْ لاَ تَبْلُغُ الْخَلآئِقُ شُكْرَهُ Ey yaratıkların kendisine şükretmeye güç
yetiremediği
Cevşen-i Kebîr: 855;muzari يَا مَنْ لاَ يَبْلُغُ الْاَفْهَامُ صِفَاتِهِ Ey akıl ve anlayışların, kudsi ve sonsuz sıfatlarını kavrayamadığı
***********  
153 mazi;2/231;2/232;2/234;3/40;4/6;6/19;
6/128;7/79;7/93;12/22;18/61;18/76;
18/86;18/90;18/93;19/8;24/59;28/14;
33/10;34/45;46/15;46/15;56/83;65/2;
72/23;75/26;
2/231, 232, 234, 65/2'de: "Ezelde takdir edilen ve emredilen sürenin sonuna ulaştı" 3/40: "Bilinen ihtiyarlığa erişti" 4/6: "Evlenme yaşına ulaştı" 6/19: "Bana bu Kur'an vahiy olundu. Onunla hem sizi hem de kendisine ulaşanı uyarayım." 6/128: "Bizim için tayin ettiğiniz ecelimize eriştik" 7/79, 93: "Rabbimin risaletini size tebliğ ettim" 12/22: "(Yusuf) kemâle erince" 18/61: "iki denizin birleştiği yere ulaştılar" 18/76: "Gerçekten tarafımdan son özre ulaştın" 18/86: "Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca" 18/90: "Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca" 18/93: "Nihayet iki set arasına vardığı vakit" 19/8: Gerçekten ben de yaşlılıkta son haddime vardım" 24/59: Sizden olan çocuklar ergenlik yaşına ulaşınca" 28/14: "Vaktaki Musa, aklı tam bir anlayış seviyesine ulaşınca, biz O'na hüküm ve ilim verdik." 33/10: "Kalbler gırtlağa dayanmıştı" 34/45: "Onlara verdiklerimizin ondabirine ermediler (almadılar)" 46/15: "Nihayet olgunluk çağına erdiği ve kırk yaşına girdiği vakit" 56/83: "(o) boğaza dayandığı vakit" 72/23: "Rablerinden aldıkları risaletleri tebliğ ettiklerinin bildirsin diye" 75/26: "(o) boğaz kemiğine dayandığı vakit" anlamlarında kullanılmış. Ancak her birinde ayrı bilgiler saklıdır. Örnek olarak aşağıda verilen 6/19 Ayet-i Kerimesindeki saklı anlamlardan biri: "Ezelde takdir edilen kişi, Kur'an-ı Kerim'e ait en az bir sıfatla sıfatlandıktan sonra, (Kur'an kendisine ulaşınca) onunla sizi ben uyarırım, başkası değil" diğerleri de tefekkür edilerek "Nasıl amel edebilirim ?" in cevabı aranmalıdır. Bir şeye (zaman, mekan, hissî veya mânevi
duyguya) erişmek, vâsıl olmak
... وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْءَانُ لِأُنْذِرَكُمْ بِهِ وَمَنْ بَلَغَ  
***********  
153 muzari;2/196;2/235;6/152;13/14;
17/23;17/34;17/37;18/60;18/82;22/5;
24/58;40/36;40/67;40/67;40/80;48/25;
2/196: "Başınızı traş etmeyin tâki kurban kesim yerine varıncaya kadar" 2/235:"Farz olan iddet sona ermedikçe nikah akdine azmetmeyin" 6/152: "Yetim malına yaklaşmayın. Ancak o en güzel bir şekilde idare müstesna Hatta onlar buluğa erene kadar koruyun" 13/14: "su ağzına ulaşsın" 17/23: ikisinden birine senin yanında ihtiyarlık erişirse" 17/34: "Yetim malına yaklaşmayın. Ancak rüşdüne erinceye kadar en güzel şekilde ola" 18/60: "iki denizin birleştiği yere ulaşacağım" 18/82: "rüştlerine erip kendilerine ait defineyi çıkarsınlar" 22/5: "sonra buluğ çağına eriştiriliyorsunuz" 24/58:"buluğ çağına ermemiş çocuklar üç vakit sizden izin istesinler" 40/36: "Ey Hêmên bana bir kule yap, belki istenilen yola ulaşırım" 40/67: "Sonra güçlü kuvvetli bi çağa eriştiriliyorsunuz" 40/67: "bir ecele eresiniz diye" 40/80: "bir hâcete ulaşmanız için" 48/25: "(hediye kurbanlıkların) yerine ulaşmasını men ettiler" Beleğa fiilinin muzari anlatımında saklı bilgilerden birine örnek olarak 6/152 veridi. Ancak diğer Ayetlerdeki saklı bilgiler farklı farklıdır. Mesela, çocuğun buluğ'a erişmesindeki sünnetler ile kişiye ihtiyarlık erişmesindeki sünnetler farklıdır. Bir şeye (zaman, mekan, hissî veya mânevi
duyguya) erişmek, vâsıl olmak
وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ  
************  
Ayetlerdeki ORTAK anlamı: Beleğa fiili mâzi ise, saklı anlamlarından biri; Vehbî olarak vahiy'deki sıfatla sıfatlanmak veya sıfatlanmaya niyet etmek demektir, çünkü söylenilenleri ebû cehilde dinledi ama Kur'an ona ulaşmadı. Nasihat etmek ise; vahiy'i hatırlatmak için tekrar tekrar ve hadisi şeriflerle veya sadatların sohbetleriyle / kıssalarla söylemek demektir. Mazinin Cevşen-i Kebir'de anlamı ise: vehbî bir hedef var.
Beleğa fiili muzari ise, saklı anlamlarından biri; Kesbi olarak vahiy'in kapsadığı fiiller_zincirini sünnete uygun olarak yapmak demektir. Mesela buluğ çağına erene kadar; kazanma, harcama, koruma, zekat, tasadduk vb sünnetler (ilmihâl) öğretilir. Yoksa "malı kasaya, çocuğu sokağa koyup, 13 yaşına gelmesini beklemek" değildir.  Muzarinin Cevşen-i Kebir'de anlamı ise: kesbî bir hedef var.
 
************** // **************  
 
159 بهت    ( بَهَتَ    يَبْهُتُ    بَهْتاً ) 1.BAB: Dehşete kapılmak, hayret etmek
3.BAB: Dehşet vermek, hayrette bırakmak
 
mazi;meçhul;2/258; Hz. İbrahim a.s ile mücadele eden Nemrut'a söylediği: "İbrahim dedi ki: Şüphesiz Ellah güneşi doğudan getiriyor,  haydi sen de onu batıdan getir. Kâfir dehşet içinde kalakaldı. Ellah zâlim kavimleri hidayete erdirmez." Hüccet karşısında dehşete kapılıp şaşakalmak
قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللَّهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ
وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
 
*********** Hayrette bırakmak, dehşet vermek
muzari;21/40; 21/39 "Kâfirler azap zamanını bilselerdi. O ateşi yüzlerinden kaldıramıyacaklarını ve arkalarından da. Ve onlar yardım da göremeyeceklerini bilselerdi." 21/40: "Doğrusu helak onlara ansızın gelecek, kendilerini şaşırtacak. Artık onu geri çevirmeye güçleri de yetmez. Ve onlar bekletilmezler de.  
لَوْ يَعْلَمُ الَّذِينَ كَفَرُوا حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
بَلْ تَأْتِيهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
 
**************  
Ayetlerdeki ORTAK anlamı: Mazi ve meçhul anlatımdaki saklı bilgilerden biri; Nemrut'un kendisini Rab kabul edenler önünde yenilmenin; şaşkınlığını, cahilliğini, acizliğini, çaresizliğini, krallığını kaybetme rizkinin paniğini, küçük düşmenin ezikliğini ..vb. kelimelerle tanımlanan, fakat yaşanmadıkça asla bilinemeyen kadîm bir dehşeti kastediyor. Ayrıca benzer durumlarda tekrar yaşanacağını bildiriyor.
Muzari anlatımdaki saklı bilgilerden biri; 21/39'daki sıla cümlesinde "kâfirler kazandıklarından dolayı azap göreceklerini bilirler (bakınız:21/36), fakat (1) azabın zamanını bilemezler, (2) azabın şiddetini, dehşetini görürler, (3) azabı yüzlerinden ve arkalarından kaldıramıyacaklarını anlarlar, (4) azabı geri çevirmeye çabaladıktan sonra, onu geriçevirmeye güçlerinin yetmediğini idrak ederler (5) yardım da göremeyeceklerini bilmezler" anlamları saklıdır (Bakınız: İ'rab sayfası/sıla cümlesi). Bu nedenlerle muzari anlatımda: (a) Bunların hepsini bir anda yaşayanın içine düşeceği şaşkınlık vardır,  (b) Kâfirlerden herbirinin azabının farklı ve kendisine özel bir azap çeşidi olacağı (Ennâre'de elif-lâm'dan dolayı) bilgisi vardır, (c) "BEL" den dolayı olayın mânevi yönünün zahiri yönünden çok daha önemli olduğu bilgisi vardır, (d) bu azabın hem dünyada hem de tövbe edilmediği takdirde ahirette de devam edeceği bilgisi vardır, (e) ... gibi ikazlar saklıdır. 
 
************* // ***********  
 
181 ترك    ( تَرَكَ    يَتْرُكُ    تَرْكاً ) (1) Kasd ve ihtiyarla veya cebr ve ıztırarla (çâresizlikle / mecburiyetle / ihtiyaçla) terketmek, bırakmak. (2) Bazen bulunduğu hâlet üzere kılmak, bâki kılmak.
 
mazi;2/180; "Sizin birinize ölüm geldiği vakit, size vasiyet etmek farz kılındı, şayet bir hayır bırakacaksa ….
Bu müttakîler üzerine bir Hak'dır."
Vefatından sonrası için herhangi bir hayır bırakıp, kendisinden sonrakilere miras kılmışsa …" meâlinde.
Müttakî olana öleceği vakit bildirilir, o da
Lokman hekimin veya Hz. Ali k.a.v kine benzer bir vasiyet yapar. Yoksa, malın 1/3'nü taksim et demek değil. Hakkan kelimesinde "Müttakilerin vasiyetini korumak üzerime vazifedir" anlamı da saklıdır. TE-niyet ve KE-niyeti ifâ ile ilgili mi?
كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ إِنْ تَرَكَ خَيْرًا … حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ
************  
mazi;2/248 "Peygamberleri onlara dedi: O'nunmeliklik alâmeti, size tabutun gelmesidir. O'nda Rabbinizden bir sekine vardır. Musa ve Harun soyunun bıraktığı şeylerden emanetler vardır. O'nu melekler taşıyacaklar.
Eğer mü'minlerseniz elbette bunda sizin için bir alâmet vardır."
Vefatından sonrası için herhangi bir hayır bırakıp, kendisinden sonrakilere miras kılmışsa …" meâlinde.
Sadece mü'min olanlara alâmet olan,
melekler tarafından taşınan ve zamanın Melik'i yanında bulunan bir sekinenin Âli-Nebîlerin mirası olarak intikali, Ellah Tealanın ezeli bir takdiri olduğunu mazi TEREKE bidiriyor.
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ءَايَةَ مُلْكِهِ أَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ
 وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَى وَءَالُ هَارُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلَائِكَةُ
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
 
*************  
mazi;4/7; "Ana baba ve akrabaların bıraktıklarından erkekler bir pay vardır ve
Ana baba ve akrabaların bıraktıklarından kadınlara bir pay vardır"
Vefatından sonrası için herhangi bir hayır bırakıp, kendisinden sonrakilere miras kılmışsa …" meâlinde.
"Nasîb" in REF ve fiilin de mazi halinde
gelmesindeki anlamlar; (1) nasîb, kime gideceğini bilir, (2) ezelde takdir edilen hak olduğunu, (3) engellemeye çalışan bu hakkı gazb eden olur, (4) Haber olan; Er-Ricâl ve En-nisâ' nın elif-lâm ile gelmesindeki saklı anlam tefekkür edilmeli. Çünkü okuyan ve dinleyenler haberdeki hükümden sorumludur.
لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ
وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ
 
************  
mazi;4/11; "Ellah size evlatlarınız hakkında şöyle vasiyet ediyor (ferman eyliyor). ……..
Bu hisseler Ellah'tan bir farzdır. Ellah çok iyi bilen ve hükmedendir
Vefatından sonrası için herhangi bir hayır bırakıp, kendisinden sonrakilere miras kılmışsa …" meâlinde.
Nisâ suresi "Yâ eyyuhen-nâs" hitabıyla başlıyor ve NÂS'ın özelliklerini ve onlara emirlerini bildiriyor. Suredeki "kum" zamiri de, NÂS kelimesiyle tesmiye edileni (bu ismin özelliklerine bürüneni) kastediyor. Diğer surelerdeki "kum" zamiriyle kimlerin kastedildiği öncelikle tesbit edilmelidir. يُوصِيكُمُ اللَّهُ فِي أَوْلَادِكُمْ … فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا  
************  
mazi;4/9;4/12;6/94; (4/12)   "… sizindir. …… Bu Ellah'ın bir fermanıdır. Ellah herşeyi iyi bilen, işlerinde acele etmeyendir."
(6/94)    "… ve size verdiğimiz malı mülkü arkanızda bıraktınız…."
Vefatından sonrası için herhangi bir hayır bırakıp, kendisinden sonrakilere miras kılmışsa …" meâlinde.
Bu ve önceki Ayetteki TEREKE fiili, ölen kimsenin mallarının kimlere ve nasıl taksim edileceğini bildiriyor. Emrinin ifâsından da, ölenin ailesindeki NÂS'ı sorumlu kılıyor. Bu nedenle de Kur'an-ı Kerim'i okuyan ve dinleyenler, NÂS'ın sorumluluklarını ve özelliklerini bilmekle yükümlüdür, anlamı saklıdır. وَلَكُمْ … وَصِيَّةً مِنَ اللَّهِ   وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ    (4/12)
وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ   (
6/94)
 
************  
mazi;4/33; "Ana baba ve akrabaların bırakılan malların hepsine mirasçılar tahsis ettik ve akid ve
yeminlerinizi bağladığınız kimselerin bıraktığı mallarda. Onlara hakkı olan hisselerini hemen verin.
Şüphesiz Ellah her şeye karşı şahid bulunmaktadır.
Vefatından sonrası için herhangi bir hayır bırakıp, kendisinden sonrakilere miras kılmışsa …" meâlinde.
NÂS mirasla ilgili sünnetleri ve edepleri
öğrenmeli ve özel durumuna göre neler yapması gerektiğini danışıp (Molla'ya)  uygulamalı.
وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ
 إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدًا
 
************  
mazi;4/176; "Senden fetva istiyorlar. De ki: Ellah ebeveyn ve çocuğu olmayanlar hakkında size fetva veriyor. …..
Şaşırırsınız diye Ellah size açıklıyor. Ellah her şeyi hakkıyla bilendir."
Vefatından sonrası için herhangi bir hayır bırakıp, kendisinden sonrakilere miras kılmışsa …" meâlinde.
NÂS'ın; fetva verme görevli olmadığını, daima şaşırabileceğini , kimden fetva alabileceğini bilmesi gerektiğini ve fetva verenin de sorumlu olduğunu saklı olarak bildiriyor.  يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلَالَةِ  
يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَنْ تَضِلُّوا وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
 
************  
mazi;16/61; "Velev Ellah NÂS'ı zulümleri sebebiyle yakalasaydı, arz üzerinde tek bir canlı bırakmazdı.
Lakin, onlar takbir edilen bir zamana kadar erteleniyor.
Fakat onların ecelleri geldiği vakit o saat ne geri alınır, ne de öne alınır."
Vefatından sonrası için herhangi bir hayır bırakıp, kendisinden sonrakilere miras kılmışsa …" meâlinde.
Sürekli _zülm_eden_NÂS olarak kalmaktan kurtulmak için neler yapılması gerektiğini öğrene ve çabalayana ne mutlu. Ellah Teala saklı olarak muradını bildiriyor. وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ  مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَابَّةٍ
وَلَكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى
فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
 
************  
mazi;35/45; "Velev Ellah NÂS'ı yaptıkları günahlar yüzünden yakalasaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı.
Lakin, onlar belli bir müddete kadar geciktirilir.
Nihayet ecellerinin gelme vaktini bekler. Şüphesiz Ellah kullarını görmektedir."
Vefatından sonrası için herhangi bir hayır bırakıp, kendisinden sonrakilere miras kılmışsa …" meâlinde.
Sürekli _günah_kazanan_NÂS olarak kalmaktan kurtulmak için neler yapılması gerektiğini öğrene ve çabalayana ne mutlu. Ellah Teala saklı olarak muradını bildiriyor. وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلَى ظَهْرِهَا مِنْ دَابَّةٍ
 وَلَكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى
 فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِ بَصِيرًا
 
************  
mazi;12/37; Hz.Yusuf a.s: ".. Şüphesiz Ellah'a inanmayan kavmin dinini terk ettim ve onlar âhireti de inkâr ederler."
NOT: Buradaki "İnnî terektu" cümlesi; (1) Ezelde bu kavme uymayacağımın takdir edildiğine itikad edin, (2) yaşadığım kıssadan, hisse alın, (3) sizde iffetinizi gerekirse onlardan kaçarak koruyun, (4) Zinâ yapan islâmiyeti terk edip, Ellah'a inanmayan ve âhireti de inkâr eden bir kavmin dinine girmiş demektir. .. vb. anlamları saklar. Bu nedenlerle, "Kur'an-ı Kerîm Lügatı ve Arapça-Türkçe Lugat" Ayet'leri anlamamızda yetersiz kalıyor.
"Yüz çevirdim, vazgeçtim" meâlinde
TEREKE'nin ezelde takdir edilen bir fiil
olduğunu açıkça ortaya koyan bir ayet. Çünkü Hz. Yusuf a.s, hiçbir zaman Ellah'a inanmayan ve âhireti inkâr eden bir kavmin dinine girmedi ki, terk ettim desin. Diğer saklı anlamlar nelerdir ?
 إِنِّي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ  
************  
mazi;23/100; 96: "… Biz onların ne ile vasıflandırdıklarını çok iyi biliriz."
99: "… Hatta onlardan birine ölüm geldiği vakit,
'Ey Rabbim ! Beni geri gönder' der."
100: "Umulur ki, orada
terk ettiğim sâlih amelleri işlerim. …. "
"iman ve ameli salih gibi terkedip yüz çevirdiğim husularda…" meâlinde
Bir sâlih amel işleyenlere vasıf isnat eden (vasıflandıran),  o sâlih ameli terk eden ve karşılığında da "103: İşte onlar da nefislerine yazık edenlerdir."e göre hüsran olacaklarını bildiriyor. (96)    نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ
(
99)    حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ
(
100)    لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ
 
************  
mazi;59/5; "Herhangi bir hurma ağacını kestinizse, yahut onu kökü üzerine dikili bıraktınızsa, hep Ellah'ın izni iledir
ve o fâsıkları perişan edeceği içindir."
ilişmemek, bulunduğu hâl üzere bırakmak
59/4: Ellah ve Rasûlüne karşı gelenlere azabının çok şiddetli olacağını, bunların fâsıklar olduğunu ve yaptıklarının yada, vazgeçip yapmadıklarının hep Ellah'ın izni ile olduğu haber verip "Sebeblere takılıp kalmayın" ikazını yapıyor. مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ
 وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ
 
************  
mazi;12/17; "Dediler ki: Ey babamız! Gerçekten biz gittik yarışıyorduk. Yusuf'uda eşyalarımızın yanına bırakmıştık.
Ne görelim onu kurt yemiş. Velev doğru söyleyenlerden olsak da sen bize inanmazsın."
"Yusuf'u eşyamızın yanında bıraktık, yanımıza almadık" meâlinde
ENTE zamirindeki saklı bilgiler: (1) Zat'a hitaptır ama sıfatları muhatab alınarak konuşulur. (2) ENTE; sadece sözü ölçer ve tartar, niyetleri değil. (3) Yalan sözü anlar ama belli etmez. قَالُوا يَاأَبَانَا إِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا
فَأَكَلَهُ الذِّئْبُ وَمَا أَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِقِينَ
 
************  
mazi;18/99; "O gün birbirlerinin içinde izdiham halinde bırakırız ve sûra üfürülmüş. Artık onların hepsini bir araya toplamışızdır."
100: "ve o gün cehennemi de kâfirlere göstererek arz etmişizdir."
"O gün onları birbiriyle ihtilat edip, izdiham çıkartan kimseler olarak bırakmışızdır"
NÂ bitişik zamirinde; (1) kime hitap
ediyorsa onun izâfi vasıflarından zuhur eden mânevi suretlerle birlikte, (2) onu inzâr edenlerle birlikte (3) izâfi vasfına şâhid olan
Mü'min'le birlikte veya izâfi sıfatına şahid olan Peygamberimiz'le (s.a.v) birlikte …. anlamları saklıdır.
وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِي بَعْضٍ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا
وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِرِينَ عَرْضًا    (
100)
 
************  
mazi;29/35;51/36-37; 34: "Gerçekten biz bu belde halkına semadan murdarlık_azabı indireceğiz. Yaptıkları fıskdan dolayı"
35: "Yemin olsun, bir beyyine ve orada onların başına gelenleri ibret olarak bıraktık. Aklını kullanan bir kavme"
(51/36-37) "Zaten orada bir evden başka müslüman da bulmadık. Orada bir ibret nişanesi bıraktık.
Bu elîm azâbdan korkacaklar için"
"Akıl eden ve ibret alanlar için şu şehirden açık bir alâmet bâki kıldık" anlamında
İNNE'deki saklı bilgiler: Kişiye özel (âlime, talebeye, idareciye, aileye, gibi) itikadi hükümler ve sorumluluklar vardır. Çünkü masdar kalıbında gelen "riczen" azâbı sadece fıskı ehlini değil de, tüm belde halkını helak temektedir.  (34)    إِنَّا مُنْزِلُونَ عَلَى أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
(
35)    وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَا ءَايَةً بَيِّنَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
(
51/36-37)    فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ  وَتَرَكْنَا فِيهَا ءَايَةً لِلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
 
************  
mazi;37/78-108-119-129; (77-78): "Ve onun (Hz. Nuh a.s) zürriyetini de bâki olanlardan kıldık. Onu geriden gelenler için iyi bir nam bıraktık."
(108) : "Onu (Hz. İbrahim a.s) geriden gelenler için iyi bir nam bıraktık."
(119) : "Onları (Hz. Musa a.s. Ve Hz. Harun a.s) geriden gelenler için iyi bir nam bıraktık."
(129) : Onu (İlyas a.s) geriden gelenler için iyi bir nam bıraktık."
"Bu selamı sonradan gelenler içerisinde O'nun için daima bir anma ve tahiyye olarak bâki kıldık" anlamında
El-êhırîne marife isminin başlangıcı belirtilmiş fakat sonu açık bırakılmış. Ellah Teala'nın bıraktığı nam, âhirette de devam eder ve onları anmak bi-zâtî rahmettir (Ellah Teala, onları Rahmet kılmış) anlamı saklıdır. Çünkü mahallen mecrûr olarak gelmiştir. (beşerin bıraktığı nam gibi değildir) وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقِينَ  (77)  وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ  (78)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ   (
108) 
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ  (
119)
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ    (
129)
 
************  
mazi;2/264; "Ey iman edenler! Sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Başa kakarak, gönül kırarak, malını insanlara gösteriş için sarf eden kimse gibi. Ellah'a ve ahiret gününe inanmayan kimse gibi. Böyle kimsenin misâli şuna benzer ki; Üzerinde biraz toprak bulunan bir kayanın haline benzer. Ona şiddetli yağmur isabet edince onu yapa yalçın bırakır.
Böyleleri kazandıkları şeylerden, takdir edilene erişemezler. Ellah kafirler güruhunu hidayete eriştirmez."
"Onu üzerinde toprak bulunmayan, sert ve dümdüz bir kaya kalinde bıraktık" anlamında
Bir şey olmadan görene Ârif derler. Bu
Ayet-i Kerime, sebep-sonuç zincirini anlatıyor.
Tereke, Sünnetullah'a uygun olmayan sebeblerin (davranışlarımızın) bedeli olarak tanımlanmış. Yani, izâfi vasıflarla kazanılan mânevi bir hüsran.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْأَذَى كَالَّذِي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ
فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لَا يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
 
************  
mazi;54/15; "Yemin olsun, biz onu bir ibret olarak bıraktık. Ama düşünen mi var?"
(16-17) : "Bak benim azabım ve tehditlerim nasıl olurmuş. Yemin olsun bir Kur'an'ı düşünüp anlasınlar diye kolaylaştırdık.
Ama düşünen mi var?"
"O'nu bâki bir alâmet kılmışızdır" anlamında
TEREKE'nin ezelde takdir edilen bir fiil
olduğunu açıkça ortaya koyan bir ayet. Çünkü, geminin yapılmasını emreden, dizaynını ilham eden, ham maddesini var eden, zamanını tayin eden, sebeb sonuç zincirini oluşturan Ellah Tealanın ezelde takdir ettiğini anlatan bir kıssa. Bizlere de "Size, beni tanıtan ve davet eden kuluma tâbi olanlarla olmayanları ayıracak bir günü bekleyin" ikazını yapıyor. Tereke kıssayı düşünmemizi emrediyor ama çok kişi hâla gemiyi ...
وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَا ءَايَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ    (
54/16)
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ    (
54/17)
 
************  
mazi;44/25; "(Firavun) geriye nice bahçeler ve pınarlar bırakmışlardı" "Geriye nice bahçeler, pınarlar .. Bıraktık"
  كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ  
************  
mazi;2/17; "Onların misali ateş yakan kimsenin haline benzer. Vaktaki ateş etrafındakileri aydınlatınca.
Ellah da onların nurlarını giderir ve onları karanlık içinde bırakır, artık görmezler."
"Bırakmak, bâki kılmak" anlamında
  مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ
 ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ
 
************  
mazi;62/11; "Bir ticaret ve eğlence gördükleri vakit, ona doğru sökün ettiler ve seni hutbede ayakta bıraktılar.
De ki: Ellah'ın yanındaki, eğlenceden de ticaretten de daha hayırlıdır. Ellah rızık verenlerin en hayırlısıdır."
"Seni ayakta bıraktılar"
  وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا
 قُلْ مَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
 
************  
muzari;7/176; (175): "Sen onlara o kimsenin haberini oku. Ona ayetlerimizi vermiştik. O bunlardan sıyrıldı.
Nihayet şeytan onu arkasına taktı. Azgınlardan oldu.
(176): Eğer dileseydik kendisine verilen ayetlerle onu yükseltirdik. Lâkin o arza saplandı ve hevasına tâbi oldu.
Onun misali köpeğin haline benzer. Onun üzerine varsan dilini çıkarır solur. Yahut kendi haline bıraksan yine solur.İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin hâli böyledir. Sen kıssayı kendilerine anlat. Olur ki onlar düşünürler."
"Şiddetli bir kovalamakla onu teyic edip sıkıştırsan da, yahut sıkıştırmayıp bulunduğu hâl üzere bıraksan da müsavidir, farksızdır" anlamında
  (175) وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ الَّذِي ءَاتَيْنَاهُ ءَايَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ الشَّيْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوِينَ
(
176) وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلَكِنَّهُ أَخْلَدَ إِلَى الْأَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ إِنْ تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَثْ ذَلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
 
    ************  
muzari;11/87; "Yâ Şuayb! Kıldığın namazların ve duaların mı sana emrediyor? Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi. Yahut mallarımızda istediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi. Gerçekten sen yumuşak huylu aklı kemale ermiş birisin" "Senin namazın mı sana, babalarmızın ibadet ettikleri şeylerden ayrılmamızı, onları bırakmamızı … emrediyor?" anlamında
  قَالُوا يَاشُعَيْبُ أَصَلَاتُكَ تَأْمُرُكَ أَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ ءَابَاؤُنَا
 أَوْ أَنْ نَفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاءُ إِنَّكَ لَأَنْتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ
 
************  
emir;44/24; "Denizi kendi haline bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur." "Denizi yarılmış vaziyette bulunduğu hâl üzere bırak" anlamında
  وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْوًا إِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ  
************  
muzari;meçhul;9/16; "Yoksa siz kendi halinize bırakılacağınızı nı zannettiniz? Vaktaki Ellah o kimseleri bilecek. Sizden cihat edenleri, Ellah ve O'nun Rasûlünü ve Mü'minlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri.
Ellah yapmış olduklarınızdan haberdardır
"Yoksa serbest ve mühmel bırakılacağınızı mı sandınız?" anlamında
  أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ
 وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَا رَسُولِهِ وَلَا الْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
 
************  
muzari;26/144-154; (Hz.Salih a.s.) "Artık Ellah'tan sakının ve bana itaat edin. … Siz burada emin olarak bırakılır mısınız?
Artık Ellah'tan sakının ve bana itaat edin, müsrif olanların emrine tâbi olmayın …. "
",şte şurada nimet içerisinde hiç korkmaksızın daima bırakılacakmısınız?"
  فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ … أَتُتْرَكُونَ فِي مَا هَاهُنَا ءَامِنِينَ
فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ … وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ
 
************  
muzari;meçhul;75/36; "İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyordu ?" "İnsan; hayvan gibi mühmel, başıboş, bırakılıp mükellef tutulmayacağını, mücazat, yapılmayacağını mı zannediyorlar?"
  أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى  
************  
muzari;29/2; "İnsanlar öyle mi sandı? "Biz iman ettik" demeleri ile bırakılacaklarını, kendilerinin imtihan olmayacaklarını" "İnsanlar, imtihana tâbi tutulmadan sadece "inandık" demeleriyle yetinilerek serbest bırakılacaklarını mı zannederler?"
  أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا ءَامَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ  
************  
Ayetlerdeki ORTAK anlamı: ???