NOT: Kullanılan, "Visual Web Developer 2005 Express Edition" editöründe "ötre" olarak yazılan harekelerin bazıları, siteye gönderilince "üstün" gibi görünüyor. Bu nedenle ilgili Ayet-i Kerime'lerin yazılışı Kur'an-ı Kerim'den mutlaka kontrol edilmeli.

KokID AyetNo ve Mamul çeşidi Tefekkürle çıkartılan anlamlar Kur'an-ı Kerim Lügatındaki anlamlar
 
196 ثبت    ( ثَبَتَ    يَثْبُتُ    ثُبُوتاً ) Tezelzül ve ızdırabın zıtt olan
râsih, istikrarlı, sabit olmak
 
emir;8/45; "Ey iman edenler Düşman ordusu ile karşılaştığınız vakit sebat edin ve Ellah'ı çok zikredin. Olur ki felaha erersiniz"
(46): "ve Ellah ve Rasûlüne itaat edin ve aranızda çekişmeyin.
Yoksa tedirgin olur telaşa kapılırsınız ve kuvvetiniz gider ve sabrediniz. Muhakkak Ellah sabredenlerle beraberdir."
sebat ediniz, kaçmayınız, sarsılmayınız
Sebete (sebatın) oluşmasını sağlayan
temel sebebler: 1.aranızda çekişmeyin
(bunu da ancak kendisiyle çekişmeyen kişiler başarabilir) 2.Ellah ve Rasûlüne itaat edin, 3.Ellah'ı çok ziktedin. Aksi halde size sebat vermem ve akabinde de: 1.sabırsız olur 2.kuvvetiniz gider, 3.telaşa kapılırsınız anlamları saklıdır. Buna göre sebete: birlikte olan kesbî ve samimi çabalara karşılık, vehbî olarak verilen bir izâfi sıfatın fiil olarak görünmesidir (zuhur şeklidir). Yani bir kişiye "sebat et" demekle, iş bitmez. Çünkü sebat bir sonuçtur.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِذَا لَقِيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا
 وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
 
************  
masdar;16/94; "Yeminlerinizi kendi aranızda bir aldatma vesilesi yapmayın. Ayaklarınız ona sağlam bastıktan sonra kayar da
kötü bir acı tadarsınız. Ellah yolundan saptığınızdan dolayı."
ayağın sûbut bulmasından sonra kayması,
itikadın kuvvet bulduktan sonra zayıflaması
Vehbî olarak lütfedilen sebat korunması
gereken bir emanet. Yukarıdaki temel sebeblere riayet edilmediği  ve Ellah yolundan sapıldığı takdirde soyulup  alınacağını ikaz ediyor. Çünkü masdar mânevi hâli tanımlar ve yeminimiz veya kendi kendimize verdiğimiz sözler de, bizim o andaki mânevi hâlimizin birer göstergeleridir. 
وَلَا تَتَّخِذُوا أَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا
 وَتَذُوقُوا السُّوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
 
************  
 
266 جنب    (جَنَبَ    يَجْنُبُ    جَنْباً ) Uzaklaştırmak, uzak tutmak
 
emir:14/35; "O vakit İbrahim dedi ki: Rabbim bu beldeyi emin kıl. Beni ve oğullarımı (Hz. İbrahim a.s'ın sıfatlarının zuhuru olan fiilerden doğan vildan-ı muhalledûn) putlara tapmaktan uzak tut."
(36) "Rabbim şüphesiz o putlar NÂS'ın çoğunu şaşırtırlar. Bundan sonra kim bana uyarsa işte o bendendir.Ve kim de bana isyan ederse, artık sen çok bağışlayan ve merhamet edensin."
Uzaklaştırmak, uzak tutmak
(14/36) da putlar zamir ve inne'nin ismi
olarak gelmiş. Bakınız: Âmiller sayfası. "Vasıfların simgeleştirilmesi, idol haline getirilmesi, bayraklaştırılması, meşhur edilmesi .. vb davranışlar putlar olarak tesmiye edilmiş ve Ellah Teala'nın uzak tuttukları dışındaki NÂS'ın bu akımlar tarafından göz göre göre şaşırtılacağını ikaz ediyor. Çünkü NASB mahallinde. 
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ ءَامِنًا وَاجْنُبْنِي وَبَنِيَّ أَنْ نَعْبُدَ الْأَصْنَامَ
رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ فَمَنْ تَبِعَنِي فَإِنَّهُ مِنِّي وَمَنْ عَصَانِي فَإِنَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ 
(36)
 
************  
 
289 حبر    ( حَبَرَ    يَحْبُرُ    حَبْراً ) Sevindirmek
 
muzari;30/15; "İman edip yararlı işler yapanlar ise, onlar bir bahçede  (hayal bile edemeyecekleri bir hayatla) neşelenirler" Sevindirmek
Sevinmek, neş'elenmek, mutlu olmak
ve bunların zıttı olan duygular başkaları tarafından da açıkça görülen, tahmin edilen veya hissedilen fiilerimizdir. Ama sebebleri ve şiddeti hakkında zan ile konuşuruz. Sebebler, sebebi yaratanın irâdesine bağlıdır, bunun aksi de olmaz ilkesini görmemizi ve "Ey kullarım size bu duyguları veren benim, çalışılarak kazanılmaz, dilediğime veririm, .... " bilgisine göre davranmamızı ikâz eder.
فَأَمَّا الَّذِينَ ءَامَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ فِي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ  
************  
muzari;43/68-70; (68) "Ey kullarım bu gün size hiç bir korku yoktur ve siz mahzun da olmayacaksınız."
(69) "Onlar ki ayetlerimize iman edip de müslüman olanlardır."
(70) "Sevinç ve neş'e içinden sizler ve zevceleriniz cennete giriniz."
Sevindirmek
"Ayet-i Kerimeler imân edip, müslüman olanlar, o güne kadar hem üzülecekler ve hem de mahzun olacaklar" takdiri ve  ikâzı saklı. Muzariyle de, o gün'ü idrâk ettikten sonra korku ve mahzunluk duygularını kaldıracağını ve herkesin kendine özel bir o günü olacağını ve aklı olarak bildiriliyor. Yani, o gün'ün başlangıcı dünya iken de olabilir. (68)  يَاعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَا أَنْتُمْ تَحْزَنُونَ
(
69)   الَّذِينَ ءَامَنُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا مُسْلِمِينَ
(
70)   ادْخُلُوا الْجَنَّةَ أَنْتُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ
 
************