NOT: Kullanılan, "Visual Web Developer 2005 Express Edition" editöründe "ötre" olarak yazılan harekelerin bazıları, siteye gönderilince "üstün" gibi görünüyor. Bu nedenle ilgili Ayet-i Kerime'lerin yazılışı Kur'an-ı Kerim'den mutlaka kontrol edilmeli.

KokID AyetNo ve Mamul çeşidi Tefekkürle çıkartılan anlamlar Kur'an-ı Kerim Lügatındaki anlamlar
 
306 حرث    ( حَرَثَ    يَحْرُثُ    حَرْثاً ) Toprağı sürmek, ekin ekmek, tohum saçmak
 
muzari;56/63; (62) "Yemin olsun ilk yaradılışı bildiniz, o halde düşünsenize"
(63) "Söyleyin bana ektiğiniz nedir?"
(64) "O ekini siz mi bitiriyorsunuz, yoksa ekini bitiren biz miyiz?"
(65) "Dileseydik o ekini çer çöp haline getirirdik de, sizler şaşar kalırdınız"
"Tohumunu saçıp arazisinde çalıştığınız yeri gördünüz mü?" anlamında
( أَرَأَيْتُمْ ) bana haber verin, söyleyin bana anlamında bir değimdir. Ancak, bir meydan okuma anlamı saklıdır. Şöyle de denilebilir: Ne ektiğinizi bilemezsiniz; toprakta çürüyecek mi, başak verecek mi, bir başakta kaç tohum olacak, sağlıklı olgunlaşma olacak mı, hastalık kapacak mı ... vb bilgileri tohumu serperken bilmeniz asla mümkün olmayacak. Fakat ( يَحْرُثُ ) nun fâili Ellah Teala olunca herşeyi bilir. (62) وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
(
63)  أَفَرَأَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ
(
64)  ءَأَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ
(
65)  لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
 
HARASE fiilindeki bu saklı bilgiyi (رَأَىَ) fiilinden çıkartabiliriz. Şöyle ki;  (رَأَىَ) görüp ibret alma anlamında fiil olup, hikmet ehline hitap eder. Çünkü aynel fiil elif olduğu zaman, kişi Ellah Teala ile görür ve bilir (Hadis-i Kudsî'de belirtildiği gibi, Ellah Teala onun gören gözü olur). Lâmel fiilinde noktasız YE illet harfi olduğundan sarf kaidesine göre; REF, NASB ve CÂR durumları aynıdır. Buradaki saklı anlam ise: "Benimle gören, gördüğünü ölünceye kadar kimseye; söyleyemez / anlatamaz / tam olarak ifade edebilecek kelimeler bulamaz / söylerse, muhatabını fitneye düşürür / Ellah Teala'nın mahremini açıklamak istediği takdirde mânen cezalanır, ... vb. İsimlere eklenen noktasız YE, elif-i maksûre (kısa elif) olarak anılır ve bu isme de "ism-i maksûre = habsedilmiş isim" denir. Yani kapsadığı bilgiler hapsedilmiştir demektir. Mesela ( قَلَمِى ) kalemim kelimesindeki elif-i maksûre'nin sakladığı anlamlar; "Ey kulum, her şey benim mülkümdür, bu kalemi sana hizmet etmesi için ulaştırdım, sadece bana hizmette kullan, yazdıklarından sorumlusun, her yazdığın doğru sözün hesabını vereceksin ve her yalanın da azabını göreceksin, ....vb."
Bir kardeşim bu bilgileri nereden aldığımı sormuştu. Cevabı: Mürşid'im "
Sohbete katılan yanımızdadır. Râbıta yapanın eli elimizdedir. Virdini çekenin eli cebimizdedir" öz değişiyle yol gösterdi. Tıpkı, virdini çekip elini O'nun cebine atıp yakaladığını buraya aktaran gibiyim.
Sonuç olarak, HARASE fiili bu bilgilerle birlikte tekrar tefekkür edilirse, Ellah Teala'nın Esmâlarının zuhurunu apaçık ortaya koyan bir oluşumu anlatır.
(
NOT-1: İf'al Bab'ında feal fiilden önce gelen elif harfinde ise, "kişi, Ellah Teala'nın gösterdiğini görür, göstermediğini asla göremez, yani bakar ama göremez bilgisi saklıdır. Bu nedenle bakmak ile görmek ayni şey değildir.
NOT-2: Riyakarlık, mürailik, gösterişte bulunmak anlamlarına gelen ( رَءَىَ ) deki aynel fiil hemze ile elifsiz geldiği için: bu fiilde Ellah Teala'nın Esmâsı yoktur, Ellah Teala onlara bakmaz, onlar göremezler, onlara asla gösterilmez, onlar Ellah Teala ve Rasûlünün düşmanlarıdır, ... vb anlamlar saklıdır.)
 
************  
masdar;2/71 "Dedi: Muhakkak O, sığırın gerçek vasfını söylüyor. Arazi sürerek zillet altında ezilmemiş ve ekin sulamamış.
Bakımlı ve kendisinde kusur olmayandır. Dediler: Şimdi hakkı bize getirdin. Hemen onu boğazladılar. Neredeyse bunu yapmayacaklardı."
Hasad edilmiş olsun veya olmasın, mutlak manada ekine denir. Bu cihetle tarlaya da ıtlak edilebilir.
El-har'se, Nâkıs-ı Yâî_muzari( لَا تَسْقِي ) fiilinin mefulü olup, marife masdar olarak gelmiş. Bu nedenle Nâkıs-ı Yâî, marife, meful ve masdar'daki bilgileri kapsar. Bu bilgilere tekrar bakılmalı. قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُثِيرُ الْأَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَ
 مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ فِيهَا قَالُوا الْآنَ جِئْتَ بِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ
 
************  
masdar;2/205; (204) "İnsanlardan öylesi var ki dünya hayatı hakkındaki sözleri senin hoşuna gider, o taraf tutan inatçı biridir."
(205) "Sizden ayrıldığı vakit arz üzerinde fesat çıkarmak için koşar, mahsülü ve nesli helâk etmek için çalışır ve Ellah fesadı sevmez."
Hasad edilmiş olsun veya olmasın, mutlak manada ekine denir. Bu cihetle tarlaya da ıtlak edilebilir.
El-har'se, Nâkıs-ı Yâî_mazi ( سَعَى  ) fiilinin ve 2.BAB sahih_muzari_meçhul   ( يُهْلِكَ ) meçhul niyetinin mefulü olup, marife masdar olarak gelmiş. Bu nedenle Nâkıs-ı Yâî, niyet, marife, meful ve masdar'daki bilgileri kapsar. (204) وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ
(
205) وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ
 
************  
masdar;3/14; "NÂS'a süslü gösterildi; kadınlara ve oğullara karşı şehvet arzusu, yüklerle yığılmış altın ve gümüş istifleri,
seçilip nişanlanmış atlat, davarlar, ekinler. Bunlar dünyanın geçici menfaatleridir.
Akibet güzelliği de Ellah'ın yanındadır
Hasad edilmiş olsun veya olmasın, mutlak manada ekine denir. Bu cihetle tarlaya da ıtlak edilebilir.
El-har'se, Ecvef-i Yâî ( زين ) BAB.2 tef'il kalıbında ve meçhul olarak gelen fiilin, mefulün bih gayri sarihi, mecrur.   ( ذَلِكَ ) bunların nasıl bir sevgi, tutku olduğu Nâs tarafından yaşanarak her yönüyle bilindiğini işaret eder.  زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ
 وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ
 ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ
 
Müzeyyin'in (geçici menfaatleri süsleyenin) Ellah Teala olduğunu; (1) Kehf,7 "Şüphesiz biz yeryüzündeki her şeyi kendine mahsus bir ziynet yaptık" ve (2) Neml,4 "Şüphesiz biz ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik de o yüzden bocalar dururlar." den öğreniyoruz. Bu durum 2.BAB fiillerin genel özelliğidir. Ancak NÂS, geçici menfaatlerin kendisine süslü gösterildiğinin farkına varamaz ve ben yetiştirdim, ben ektim, ben ürettim ... der durur.  
************  
masdar;6/136; (134) "Şüphesiz size vaat edilen şey başınıza elbette gelecektir ve siz aciz bırakamazsınız."
(135) De ki: Ey kavmim! Bütün imkanlarınızla yapın yapacağınızı, ben de yapıcıyım. İleride bileceksiniz, akibet yerinin kimin olacağını. Şüphesiz O, zalimlere felah vermez."
(136) " ve tuttular Ellah'ın yaratıp var ettiği şeylerden, ekin ve hayvanlardan bir hisse ayırdılar da, kendi zanları ile "Bu Ellah'ın ve bu da ortak koştuklarımızın" dediler. Ortak koştuklarımıza ayırdıklarımız Ellah'a ulaşmaz. Ellah için olansa o ortak koştuklarımıza putlara ulaşır dediler. Ne kadar kötü hüküm veriyorlar."
Hasad edilmiş olsun veya olmasın, mutlak manada ekine denir. Bu cihetle tarlaya da ıtlak edilebilir.
El-har'se,  ذَرَأَ fiilinin mefulüdür. 3.Bab ve Mehmuzel Lâm olan bu fiil; var edip aşamalardan geçirerek yayma fiilinin mazi olup, "Ezelde takdir edildiği gibi tohumdan var edilir" bilgisi saklıdır. Lâmel fiilindeki elif'de ise; "ekini var etme iradesinde ve fiilinde gizlilik mevcut olduğunu, sebeblerle var edildiğini ve bunun hiç bir zaman engellenemediğini" bildirir. Bu hususlar 6/138'de nekre olarak geçen "har'sun" kelimesi içinde geçerlidir. إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَآتٍ وَمَا أَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ   (134)
قُلْ يَاقَوْمِ اعْمَلُوا عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ
 إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ  (
135)
   وَجَعَلُوا لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْأَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُوا هَذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلَا يَصِلُ إِلَى اللَّهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَى شُرَكَائِهِمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ  (
136)
 
************  
masdar;21/78; "Davut ve Süleyman da, hani ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Bir kavmin koyunları ekin tarlasında yayılmışlardı.
Biz de onların verdiği hükme şahidler idik."
(79) "Süleyman'a o konuda hüküm verme anlayışını verdik ve hepsine hüküm ve ilim verdik … "
Hasad edilmiş olsun veya olmasın, mutlak manada ekine denir. Bu cihetle tarlaya da ıtlak edilebilir.
El-har'se; Aklın fiiline (Hakeme, 1.Bab) meful ve mecrur olarak ve Kalbin fiiline "Feheme, 3.Bab" meful ve nasb olarak gelmiş. Bu nedenle, yaşanan bir olay hk'da akıl ile hüküm vermeden önce kişinin kalbine danışması gerektiğini ikaz ediyor. Roman, dizi, film ... gibi hayali olaylar hakkında hiç bir hüküm vermeyin, kalbinize de danışmayın. Çünkü verilen her hükmün şahidi benim ve hesabını soracağım.  ikazı da saklı olarak vardır. وَدَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ إِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ إِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ الْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدِينَ
فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمَانَ وَكُلًّا ءَاتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا ... 
(79)
 
************  
masdar;3/117; (116) "Şüphesiz o küfredenlerin malları ve evlatları Ellah'a karşı hiçbir şekilde fayda sağlamaz.
İşte onlar cehennem ehlidir. Onlar orada ebedi kalacaklardır."
(117) "Onların bu dünya hayatında yaptıkları infakın misali, içinde kavurucu soğuk olan rüzgarın haline benzer.
Kendilerine zulüm etmiş bir kavmin ekinine isabet ederek, onu helak etmiştir. Ellah onlara zulüm etmiş değildi,
Lâkin onlar kendilerine zulüm ediyorlardı."
Hasad edilmiş olsun veya olmasın, mutlak manada ekine denir. Bu cihetle tarlaya da ıtlak edilebilir.
"Kendilerine zülmetmiş kavmin ekini"
zincirleme isim tamlamasıdır. Nekre olarak gelen  "har'se" masdarı muzâf ve "kav'min zalemû" muzafun ileyhdir. Muzafun ileyh, muzafun fâili olduğu için, zalim kavim, infak ederken sünnete uymadığından kendisi için zulüm eker ve kendisine zulüm edecek mânevi mahsülü biçer anlamı saklı. İnfakınızı sünnete uygun yapın ikazı var.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا
 وَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ   (
116)
مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ فِي هَذِهِ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ فَأَهْلَكَتْهُ
 وَمَا ظَلَمَهُمُ اللَّهُ وَلَكِنْ أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ   (
117)
 
************  
masdar;42/20; "Kim ahiret sevabını isterse, onun sevabını artırırız. Kim dünya menfaatini isterse ona da dünyalık veririz.
Fakat ahirette ona hiçbir nasip yoktur."
Mecaz ve teşbih nev'inden olarak, dünya nimetleri yahut ahiret sevabı manasında kullanılır
"Har'sel-âhireti" ve "Har'sed-dünyâ" iki
isim tamlamasında da muzaf ve NASB olarak gelmiş. Her bir niyetimizle ya ahiret için ya da dünya için bir ekin eken kişi gibiyiz. (Niyetinize göre var ederim ikazı saklı) Mahsüle de, sevap veya dünyalık ismi verilir. Bakınız: İsim tamlaması dosyası.
مَنْ كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الْآخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فِي حَرْثِهِ وَمَنْ كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا
 وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ نَصِيبٍ
 
************  
masdar;68/21-22; Nimeti Ellah Teala'dan bilmeyen bahçe sahiplerinin yaşadığı imtihanını anlatan (17-33) kıssada
"Sabahleyin birbirlerine seslendiler "Haydi meyvaları devşiriciler iseniz erkenden gidin."
ekin manasında
Bahçelerindeki toplanacak olgunluğu
erişen meyvaları, "alâ har'sikum" câr mecrur ile anlatmış. Kıssa mutlaka tefekkür edilmeli.
فَتَنَادَوْا مُصْبِحِينَ   أَنِ اغْدُوا عَلَى حَرْثِكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَارِمِينَ  
Önceki anlamlarıda dikkate alırsak har'sun; tohumun oluşmasını, tohumun kendisini, ekimini, ürün haline gelişini, olgunlaşmasını, hasadını, hizmetini ve tekrar tohum oluşmasını kapsayan olaylar döngüsünü ve kişilerin izâfi vasıflalarıyla / izâfi sıfatlarıyla ilişkisini anlatan bir isimdir. Mesela, sâlih bir evlatın oluşması, helâl lokma ile başlar (İmam-ı Âzam Ebû Hanife r.a hazretlerinin meşhur kıssasındaki gibi). İsimlerin kendilerine özgü fiiler ve sıfatlarla, sahibine hizmetinde, Ellah Teala'nın sanki "git şu kuluma nimet ol" veya "git şu kuluma nikmet ol" demesi gibi bir bilgi de saklıdır. (evladın; kimine fayda, kimine de zarar vermesi gibi.)  
 
************  
masdar;2/223; "Kadınlarınız sizin için har'sundur. O halde har'sınıza nasıl dilerseniz öğle varın, kendiniz için iyi şeyler gönderin.
Ellah'tan sakının. Biliniz ki muhakkak O'na kavuşacaksınız ve inananları müjdele."
Bu lafız zevceye ıtlak edilmiştir. Zira ana rahmi, çocukların neşêt ettiği yerdir.
Şu kaideler hiç unutulmamalı: "Mârife ismin fiillerini öğrenerek, o ismin var olduğunu bilin" ve "Nekre ismin sıfatlarını öğrenerek, o ismi bilin". Aralarında tarif edilemeyen bir fark var. Çünkü biri sınırlı ve gözlenebilir, diğeri ise sınırsız ve gözlenemez.
نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ
وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ مُلَاقُوهُ  وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
 
Diğer Ayet-i Kerimelerdeki bilgilerin de hepsini kapsayan nekre isim (masdar) olarak gelen bu Ayeti Kerimede "har'sun" ismi sınırlandırılarak kadınlarınız sizin tarlanızdır anlamı olmamasına rağmen, maalesef bu cümleyi kullananlara rastlıyoruz.  
************  
 
319 حزن   ( حَزَنَ    يَحْزُنُ    حُزْناً )  Gamda ve hüzünde bırakmak, üzmek
(4.Bab anlamı: gamlanmak, üzülmek, hüzünlenmek)
 
muzari;3/176; (175)"İşte o şeytan ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, benden korkun. Eğer mü'minlerseniz"
(176) "ve O küfürde yarışanlar seni mahzun etmesin. Çünkü onlar Ellah'a hiçbir şeyi zarar olarak veremezler.
Ellah onlara âhirette bir nasip vermemek istiyor.
ve
Onlar için büyük (azîmun) bir azab vardır."
(177) "Şüphesiz onlar, imana bedel küfrü satın alanlar. Ellah'a hiçbir şeyi zarar olarak veremezler.
ve
Onlar için elim (elîmun) bir azab vardır."
(178) "O küfredenler kendilerine mühlet verişimizi nefisleri için hayır sanmasınlar.
Biz onlara ancak günahları ( إِثْمًا ) ziyadeleşsin diye mühlet veriyoruz.
ve
Onlar için aşağılayıcı (muhînun) bir azab vardır."
Gamda ve hüzünde bırakmak, üzmek
Hz. Resulullah a.s.v'ın üzüldüğü küfür göstergesi olan dört grup fiil çeşiti olduğunu, her birinin azabının farklı olacağını ve üçünün de şeytanın korkutmasıyla oluştuğunu bildiriyor.
(1) Azîm azab âhirette nasibi olmayan içindir. Bu azabın ehli, 5/41'deki fiilleri işlerler.
(2)
Elîm azab imandan sonra küfrü seçen içindir.
(3)
Muhîn azab günahı ziyadeleştiren içindir.
إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءَهُ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (175)
وَلَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ إِنَّهُمْ لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا
 يُرِيدُ اللَّهُ أَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِي الْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ (
176)
إِنَّ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ لَنْ يَضُرُّوا اللَّهَ شَيْئًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ (
177)
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ خَيْرٌ لِأَنْفُسِهِمْ إِنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ لِيَزْدَادُوا إِثْمًا
 وَلَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ (
178)
 
İsim cümlesi olarak geldiği için SARF kaidesine göre; "Onların Azîm bir azabı var" anlamında mülkiyet ifade eder. Bu mülkiyetin anlamı; isteyerek, severek, emek, zaman ve para harcayarak kazanıp giyindiği, çıkarmıyacağı bir mânevi deri-elbise gibidir. Bu nedenle de, mülkiyetlerindeki azabı hemen tatmaya başlarlar fakat başlarına geleni kendilerinin kazandığını kabullenmezler anlamı da olabilir. Çünkü, Hz. Resulullah a.s'ın devamlı üzülmesinin sebebi (muzari olarak geldiğinden) onların hem azab görmeleri hem de yaptıklarından vazgeçememeleri olabilir. Bu durum diğerleri içinde geçerlidir. Saklı bilgiler: (1) "fil-küfri" marife olarak geldiği için; Bu fiilerin küfür olduğunu bilerek işliyorlar, (2) harficer ile geldiği için; Bir sebebden dolayı bu küfre düşüyorlar.   
************  
muzari;5/41; "Ey peygamber! Küfürde yarış eden o kimseler seni mahsun etmesin. Onlar ki ağızlarıyla "inandık" derler,
kalpleriyle inanmadıkları halde. Yahudiler ki yalan söyleyeni dinlerler. Sana inanıp gelmeyen başka kavmi de dinlerler. Kitaptaki hak kelimeleri sonradan tahrif ederek yerlerinden oynatırlar. Derler ki: Eğer hüküm sizin lehinize verilirse onu tutun. Eğer lehinize verilmezse sakının. Ellah kimin fitneye düşmesini dilerse, asla sen Ellah'tan gelecek bir hükmü çevirmeye mâlik değilsin. İşte bunlar o kimseler ki; Ellah onların kalplerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada bir aşağılama ( خِزْيٌ ) ve ahirette de büyük (
azîmun) azab vardır."
Gamda ve hüzünde bırakmak, üzmek
Azîm azâb ehlinin devamlı işlediği fiiller:
1. İnandım der, inanmayan gibi davranır
2. Yahudi yalan söyleyeni dinler (ona icâbet eder. Bak: 6/36, 10/65-66).
3. Müslüman olmayanı dinler (ona icâbet eder / mahzun olmaz 6/33).
4. Hak-kelimeye farklı anlamlar yükler.
5. Lehine olmayan hükümlere uymaz.
6. Kalb hastalıklarını reklam ederler.
7. Davranışlarıyla ( خِزْيٌ ) sergilerler.
يَاأَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُوا ءَامَنَّا بِأَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْ
 وَمِنَ الَّذِينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ ءَاخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِهِ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَذَا فَخُذُوهُ وَإِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُوا وَمَنْ يُرِدِ اللَّهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا أُولَئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللَّهُ أَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
 
************  
muzari;6/33; "Muhakkak biliyoruz ki onların sözleri gerçekten seni mahzun ediyor. Fakat gerçekten onlar seni yalanlamıyor.
Lakin o zalimler Ellah'ın ayetleri ile mücadele ediyorlar."
Gamda ve hüzünde bırakmak, üzmek
43/68'de haber verilen "mahzun olmayı"
oluşturan sebeblerden birini bildiriyor. Şayet Ayeti Kerimeyi yalanlayan seni mahzun etmiyor ise, azîm bir azâba hazırlıklı ol ikazı saklıdır denilebilir. TARİF: Bir Ayeti Kerimeyi yalanlamak, onunla mücadele etmek demektir ve kimin kaybedeceği önceden bellidir.
قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَإِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ  
************  
muzari;10/65-66; (65) "Onların sözü seni mahzun etmesin. Şüphesiz bütün izzet ve şeref Ellah'a aittir. O işiten ve bilendir."
(66) "Dikkat edin! Şüphesiz semâlarda kim varsa, arzda kim varsa hepsi Ellah'ındır. Ellah'dan başkasına tapanlar
dahi ortaklarına tâbi olmazlar. Onlar ancak zanna tâbi olurlar ve onlar ancak yalan uydururlar."
Gamda ve hüzünde bırakmak, üzmek
5/41'deki "Yahudi yalan söyleni dinler" haberindeki saklı bilgiyi açıklıyor ve  "Uzay, ekoloji, yaratılış ve ilgili olaylar hakkında yahudiler gibi zanna tâbi olup yalan uyduran, Hz. Resulullah a.s.v'ı mahzun eder, böyle yapmayın." diye ikaz ediyor denilebilir. وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ إِنَّ الْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ  (65)
أَلَا إِنَّ لِلَّهِ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ شُرَكَاءَ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ  (
66)
 
************  
muzari;31/23; (23) "Her kim küfrederse onun küfrü seni üzmesin. Onların dönüşü ancak bizedir. Biz onların yaptıkları şeyleri
haber vereceğiz. Şüphesiz Ellah gönüllerde olanı bilir.
(24) "Biz onlara biraz zevk veririz sonra onları ağır (
ğalîzin) bir azaba müptela kılarız."
Gamda ve hüzünde bırakmak, üzmek
Peygamberimizin (s.a.v) üzüldüğü bir başka küfür ehline (4) Ğalîz azab vardır. İlâ harficeriyle geldiği için, bir sıfattır. Dünya ile ilgili zevklerden sonra gelen bu çeşit azabı sadece tadan bilir ama tarif edemez. وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  (23)
نُمَتِّعُهُمْ قَلِيلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ إِلَى عَذَابٍ غَلِيظٍ  (
24)
 
************  
muzari;36/76; (74) "Ellah'tan başka ilah edindiler. Umuyorlar ki onlar yardım olunacaklar."
(75) "Onların kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez ve onlar putlar için (ilahlarının) hazır bekleyen askerlerdir."
(76) "Artık onların sözleri seni üzmesin. Gerçekten biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da biliriz.
Gamda ve hüzünde bırakmak, üzmek
Peygamberimizin (s.a.v) üzüldüğü bir
başka küfür ehli, Ellah'tan başkasının hazırda bekleyen askerleriymiş gibi davrananlardır ve konuşanlardır. Sözleri kimi ilah edindiklerini bildirir. (Muhîn azâb ehli grubuna girebilir mi ?)
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ ءَالِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنْصَرُونَ  (74)
لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُنْدٌ مُحْضَرُونَ  (
75)
فَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ  (
76)
 
************  
muzari;12/13; "Dedi ki: Sizin onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve korkuyorum siz ondan gafil bir haldeyken onu kurt yer." Gamda ve hüzünde bırakmak, üzmek
O'ndan ( عَنْهُ ) gâfil olanın nefsi, kendini göz göre-göre (bile-bile) kötülüye sürükler. Bu durum, O'nu çok üzer. قَالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَنْ تَذْهَبُوا بِهِ وَأَخَافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَأَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ  
************  
muzari;58/10; (9) "Ey iman edenler! Fısıldaştığınız zaman günahı, düşmanlığı ve peygambere isyanı fısıldaşmayın.
iyilik ve takvayı fısıldaşın ve Ellah'tan sakının ki, O'nun huzurunda toplanacaksınız."
(10) "Fısıltı ancak şeytandandır. İman edenler üzülsün diyedir. Ellah'ın izni olmadan onlara hiçbir zarar verecek
değillerdir. Onun için müminler de yalnız Ellah'a tevekkül etsinler."
Gamda ve hüzünde bırakmak, üzmek
Kişinin yanındakinin duymadığı üzücü sözler şeytandandır, bu tip sözlerden şeytanın dostları korkar. Bize de, Ellah Teala'ya tevekkülü sevdirir يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِذَا تَنَاجَيْتُمْ فَلَا تَتَنَاجَوْا بِالْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَةِ الرَّسُولِ وَتَنَاجَوْا بِالْبِرِّ وَالتَّقْوَى
 وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ  (
9)
إِنَّمَا النَّجْوَى مِنَ الشَّيْطَانِ لِيَحْزُنَ الَّذِينَ ءَامَنُوا وَلَيْسَ بِضَارِّهِمْ شَيْئًا إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ
 وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ  (
10)
 
************  
muzari;21/103; (101) "Şüphesiz bizden kendileri için haklarında güzellik hükmü geçmiş kimselerse,
işte onlar cehennemden uzak kılınacaklar. (102) "Onlar cehennemin hışırtısını bile işitmeyecekler ve onlar nefislerinin arzu ettiği şeylerle orada ebedi kalacaklar.
(103) "En büyük korku bunları mahzun etmeyecek. Onları melekler karşılayacaklar. İşte bu sizin
o va'd olunduğunuz mutluluk gününüzdür."
Gamda ve hüzünde bırakmak, üzmek
( الْفَزَعُ الْأَكْبَرُ  en büyük korku) bir sıfat tamlaması olup, mevsuf'un aynel fiili  زَ  harfidir. Üzmek fiili muzarisinin aynel fiil de  زُ  harfidir. Sıfat tamlaması hk'da "Mamuller" sayfasına bakınız. إِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنَى أُولَئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ (101)
لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا وَهُمْ فِي مَا اشْتَهَتْ أَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَ  (
102)
لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْأَكْبَرُ وَتَتَلَقَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ هَذَا يَوْمُكُمُ الَّذِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ  (
103)
 
************