NOT: Kullanılan, "Visual Web Developer 2005 Express Edition" editöründe "ötre" olarak yazılan harekelerin bazıları, siteye gönderilince "üstün" gibi görünüyor. Bu nedenle ilgili Ayet-i Kerime'lerin yazılışı Kur'an-ı Kerim'den mutlaka kontrol edilmeli.

16 329 حصد    ( حَصَدَ   يَحْصُدُ   يَحْصِدُ    حَصْداً    حَصَاداً    حِصَاداً   حَصِيداً ) Hasad etmek, biçmek, kesmek,
kökünü kazımak (1 ve 2. BAB)
 
mazi;12/47; (47) "Dedi ki: Yedi yıl adet üzere ziraat yapın. Biçtiğiniz hasadın başaklarını üzerinde bırakın.
Ancak yiyeceğiniz kadar az bir şey öğütün."
(48) "Sonra arkasından yedi şiddetli kurak yıl gelecek. Daha önce biriktirdiklerinizi yeyip bitirecek.
Ancak sakladıklarınızdan az bir miktar hariç."
Hasad etmek, biçmek, kesmek,
kökünü kazımak
Mahsul yetiştirmek تَزْرَعُونَ muzari olarak gelmiş ve 3.BAB'dan bir fiil.
Mahsulü hasad etmek
حَصَدْتُمْ mazi olarak gelmiş ve 1. veya 2.BAB'dan bir fiil (sığaları aynı). Fakat her bir BAB'ın sakladıkları anlamlar, çok farklıdır.
قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًا فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ فِي سُنْبُلِهِ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّا تَأْكُلُونَ   (47)
ثُمَّ يَأْتِي مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّا تُحْصِنُونَ  
(48)
 
Kur'an-ı Kerim'deki fiillerin mazi ve muzari çekimleri, sadece fiilin işleniş zamanı hk'da bilgi verseydi, sonuçlanan işler tarihten bir yaprak olurdu. Kur'an-ı Kerim'deki fiillerin sakladıkları anlamları çıkartmamıza yardım edeceğini umduğum; "Mazi Kavramı", "Muzari Kavramı" ve "Masdar Kavramı" diye üç kavram tanımlamalıyız (Kavram: "concept, notion, fikredilen mefhum, mücerred mâna, zihindeki suretleri, kanı, görüş, ra'e" anlamlarını kapsayan bir kelimedir.) ve fiilden (eylemden) kavrama geçecek düşünme sistemimizi geliştirmeliyiz. Buna fiilden, fâilin izâfi sıfatlarını veya izâfi vasıflarını bulmak (tahmin etmek) de denilebilir. Bu Ayet-i Kerimede önce yapılan "mahsul yetiştirme eylemini" muzari olarak ve sonra yapılan "hasad etme eylemini" mazi olarak anlatmasını Sarf ilminin kaideleriyle açıklayamayız. Mutlaka Nahiv ilminin kaidelerine bakmalıyız. Şayet bu durumu açıklayan Nahiv ilminde yazılı kaideler yoksa, yeni bir kaideyi ortaya koymaya çabalamalıyız. Ancak yeni kaideleri en az üç Ayet-i Kerimede test ettikten sonra yazıya dökmek, ilmin edeblerindendir.
( مَا حَصَدْتُمْ ) daki ( مَا  ) "Masdariye zamaniye edatı" olabilir. Bu takdirde de muzaf olur ve fiili masdara çevirdiğinden hasadın; ne zaman yapılacağı, ne kadar toplanacağı, kimin rızkı olacağı ... vb. ezelde takdir edildiği gibi gerçekleştiği için mazi sıgası ile gelmiş olabilir. Hasad'ın kulun iradesinde olmadığı bilgisi saklıdır da denebilir. Mahsulü yetiştirme işlemi, zamanın teknolojisiyle ilgili olduğundan dolayı, muzari sıgasıyla gelmiş olabilir.
 
************  
masdar;6/141; "Çardaklı ve çardaksız bağları, bahçeleri meydana getiren O'dur. Tatları muhtelif hurmaların, ekinlerin, zeytinlerin,
narların ve birbirine benzeyen ve benzemeyen meyvelerin mahsullerinden yeyin. Her biri mahsulünü verdiği vakit,
hasad gününde O'nun hakkı olan sadakayı verin. İsraf etmeyin. Şüphesiz O müsrifleri sevmez.
Hasad etmek, biçmek, kesmek,
kökünü kazımak
(  يَوْمَ حَصَادِهِ ) isim tamlamasının muzafun ileyhi ve mahallen marife olan bir nekre masdarı. (Not: Sülasi fiillerin masdarları semâidir, lügata bakılır) وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا
 أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَءَاتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ
وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
 
 
************  
masdar;11/100; "İşte bunlar beldelerin (Hz.Musa, Hz.Şuayb, Hz. Lût, Hz.Nuh, Hz.İbrahim, Hz.Yakub, Hz.Hûd a.s'ın kavimleri
hk'daki kıssalar) haberlerindendir. Onu sana anlatıyoruz. Onların bir kısmı ayakta, bir kısmı da biçilmiş.
Hasad etmek, biçmek, kesmek,
kökünü kazımak
( حَصِيدٌ ) sıfat-ı müşebbehe kalıbında ve mâ'tuf olan bir nekre masdarı. (Not: Mâ'tuf, Mâ'tufun aleyhe tâbi olur) ذَلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْقُرَى نَقُصُّهُ عَلَيْكَ مِنْهَا قَائِمٌ وَحَصِيدٌ  
 
************  
masdar;50/9; "ve gökten mubarek bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik." Hasad edilecek taneleri
( حَبَّ الْحَصِيدِ ) isim tamlamasının muzafun ileyhi olan bir marife masdarı. وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً مُبَارَكًا فَأَنْبَتْنَا بِهِ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصِيدِ  
 
************  
masdar;10/24; "Ancak dünya hayatının misali - semâdan indirdiğimiz su gibidir - arzın nebat ve tohumu onunla karışır - ondan
insanlar ve hayvanlar yerler - hatta o zaman yeryüzü ziynetleriyle süslendiğinde - şüphesiz ona ehil ve sahip
olduklarını zannettiler - emrimiz geceleyin veya gündüzün onlara gelmiştir - Onu hasad haline getirmişizdir -
sanki dün hiç bir şey yokmuş gibi - Böylece düşünen bir kavime ayetlerimizi açıklarız."
Kökünden kazınmış, kesilmiş
( حَصِيدًا ), fiil cümlesindeki  فَجَعَلْنَاهَا  
mefulün hâl'in (NASB) anlatan bir nekre masdarı. (Fiil, 3. BAB'dan bir kalb fiili)
إِنَّمَا مَثَلُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ أَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْأَنْعَامُ
 حَتَّى إِذَا أَخَذَتِ الْأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا أَتَاهَا أَمْرُنَا لَيْلًا أَوْ نَهَارًا
 فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَأَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْأَمْسِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
 
 
************  
masdar;21/15; (14) "Derler ki: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten bizler zalimlerdik."
(15) "Artık onların davaları böyle devam etti - nihayet onları biçilmiş sönmüş hale getirdik."
Kökünden kazınmış, kesilmiş
( حَصِيدًا ), fiil cümlesindeki  جَعَلْنَاهُمْ  
mefulün hâl'in (NASB) anlatan bir nekre masdarı. (Fiil, 3. BAB'dan bir kalb fiili)
قَالُوا يَاوَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ    (14)
فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوَاهُمْ حَتَّى جَعَلْنَاهُمْ حَصِيدًا خَامِدِينَ  
(15)
 
************ /// ************  
 
17 330 حصر    (حَصَرَ   يَحْصُرُ   يَحْصِرُ   حَصْراً ) Sıkıştırmak, kuşatmak, muhasara etmek.
(1.BAB ve 2.BAB'dan gelir.)
 
emir;9/5; "Haram aylardan çıkıldığı vakit - o müşrikleri nerede bulursanız öldürün - onları yakalayın - onları esir alın -
onların bütün gözetleme yerlerini ele geçirin - eğer tövbe ederler - namazlarını kılarlar - ve zekatlarını verirlerse -
onların yolunu açın - şüphesiz Ellah çok bağışlayan, merhamet sahibidir."
Sıkıştırmak, kuşatmak, muhasara etmek.
Hasara ( حصر ) kökü: Birini daracık yere sokup sıkıştırmak, etrafını çevirip kuşatmak, ehâta etmek, toplamak, içine almak, kaplamak, zap eylemek anlamlarını da kapsar. فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ
 وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَإِنْ تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَءَاتَوُا الزَّكَاةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
 
Emir halinde gelmesinde: (1) Yaşadığınız zamandaki teknolojik imkanları, hukuki sistemleri, askeri ve idari kurumları ... vb. kullanarak kuşatın emrimi mutlaka yerine getirin anlamı saklıdır. (2) Büyük Cihat olarak tanımlanan nefisle mücadeleyi kazanabilmek için, önce kendi nefsinizi kuşatın ve emrimi mutlaka yerine getirin anlamı saklıdır. (3) Sonra müşrikin nefsini (sadrını) kuşatın ve emrimi mutlaka yerine getirin anlamı saklıdır. Çünkü kendi nefsini kuşatamayan, başkasının nefsini hiç kuşatamaz.  
************ /// ************  
 
18 334 حضر    ( حَضَرَ    يَحْضُرُ    حُضُوراً ) ( غَابَ ) fiilinin zıttı olup; hazır olmak,
bulunmak, katılmak, gelmek
 
mazi;2/133; "Yoksa Yakub'un ölüm hali geldiği vakit yanında şahidler olarak mı bulunuyordunuz? Diye sormuştu - Dediler:
Senin ilâhına ibadet edeceğiz - Ataların olan İshak'ın ve İsmail'in ve İbrahim'in ilâhı olan, tek olan -
Biz O'na teslim olanlardanız."
( غَابَ ) fiilinin zıttı olup; hazır olmak,
bulunmak, katılmak, gelmek
Bakınız:
Amiller sayfası, Âmil olmayan Edatlar
أَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِي
قَالُوا نَعْبُدُ إِلَهَكَ وَإِلَهَ ءَابَائِكَ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ إِلَهًا وَاحِدًا وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
 
************  
mazi;2/180; "Sizin birinize ölüö geldiği vakit, size vasiyet etmek farz kılındı - Şayet bir mal bırakacaksa - anasına, babasına ve
akrabasına meşru bir şekilde vasiyet etsin - Bu takvâ sahiplerinin üzerine bir haktır.
( غَابَ ) fiilinin zıttı olup; hazır olmak,
bulunmak, katılmak, gelmek
Bakınız:
Amiller sayfası, Âmil olmayan Edatlar
كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ إِنْ تَرَكَ خَيْرًا الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ بِالْمَعْرُوفِ
 حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ
 
************  
mazi;4/8; "Miras taksiminde orada hazır bulunan - akrabaları - ve yetimleri - ve miskinleri - o maldan onları rızıklandırınız -
ve onlara güzel söz söyleyiniz."
( غَابَ ) fiilinin zıttı olup; hazır olmak,
bulunmak, katılmak, gelmek
Bakınız:
Amiller sayfası, Âmil olmayan Edatlar
وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُو الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلًا مَعْرُوفًا  
************  
mazi;4/18; "Yoksa kötülükleri yapmakta devam eden kimselerin tövbesi kabul değildir - hatta onlardan birine ölüm gelince -
"Ben işte şimdi tövbe ettim" diyenin de tövbesi kabul değildir - Kâfir olarak ölenlerin de tövbesi kabul değildir -
İşte onlara elîm azab hazırladık."
( غَابَ ) fiilinin zıttı olup; hazır olmak,
bulunmak, katılmak, gelmek
Bakınız:
Amiller sayfası, Âmil olmayan Edatlar
وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ حَتَّى إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ
 قَالَ إِنِّي تُبْتُ الْآنَ وَلَا الَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ أُولَئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
 
************  
mazi;5/106; "Ey iman edenler - aranızda şahid tutun - vasiyet vaktinde sizden birine ölüm hali geldiği vakit - … " ( غَابَ ) fiilinin zıttı olup; hazır olmak,
bulunmak, katılmak, gelmek
Bakınız:
Amiller sayfası, Âmil olmayan Edatlar
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ ….   
************  
mazi;46/29; "O vakit bir cin grubunu sana yönlendirmiştik - Kur'an'ı dinlemek üzere - vaktaki onlar onun huzuruna vardılar -
"Susun, dikkatle anlayarak dinleyin" dediler - okumayı bitirince - uyarmak için kavimlerine dönüp vardılar."
( غَابَ ) fiilinin zıttı olup; hazır olmak,
bulunmak, katılmak, gelmek
Bakınız:
Amiller sayfası, Âmil olmayan Edatlar
وَإِذْ صَرَفْنَا إِلَيْكَ نَفَرًا مِنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْءَانَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ
 قَالُوا أَنْصِتُوا فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوْا إِلَى قَوْمِهِمْ مُنْذِرِينَ
 
************  
müevvelmasdar;23/98 (97) "De ki: Ey Rabbim! Ben sana sığınırım şeytanların  vesveselerinden"
(98) "Ey Rabbim! Sana sığınırım huzurumda olmalarından da"
( غَابَ ) fiilinin zıttı olup; hazır olmak,
bulunmak, katılmak, gelmek
Müevvel masdarların'ın sakladığı bilgileri
tesbit edebilmek için bu Ayeti Kerime ile şu Hadisi Şerifi birlikte düşünmeli.
وَقُلْ رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ   (97)
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ  
(98)
 
İbn Mes'ud (r.a), Nebî (a.s) Hazretlerinin önünde ( اعوذ بالله السميع العليم ) dedi. Buyurdular ki,
"Öyle deme, bana Cebrail (a.s);
( اعوذ بالله من الشيطان الرجيم ) diye ta'lim eyleyip durur ve levh-i mahfuz'da öyle ketbolunmuş gördüm" dediler.
(Ta'lim eyleyip durmak; hem içinden okumak, hem de tefekkür etmek, hem de lisandan kalbe indirmek (kalbin okuduğunu dinlemek) için çaba harcamak anlamına gelir.)
 
************ /// ************