NOT: Kullanılan, "Visual Web Developer 2005 Express Edition" editöründe "ötre" olarak yazılan harekelerin bazıları, siteye gönderilince "üstün" gibi görünüyor. Bu nedenle ilgili Ayet-i Kerime'lerin yazılışı Kur'an-ı Kerim'den mutlaka kontrol edilmeli.

349 حكم    ( حَكَمَ    يَحْكُمُ    حُكْماً ) Hükmetmek, hüküm vermek, fasletmek
Sıra No ve Mâmul adı Cevşen-i Kebîr'deki Esmâ'larda 20 defa geçiyor.
806;Mazi يَا مَنْ حَكَمَ بِتَدْبِيرِهِ Ey tedbiri ile hükmeden (Tedbir: Bir şeyi
te'min edecek veya def edecek yol. Cn. Hakkın
 Hakim ismine uygun hareket, riâyet. Bir şeyde muvaffakiyet için lâzım gelen hazırlık
 
498;Muzari Malum ve Meçhul يَا مَنْ يَحْكُمُ وَ لاَ يُحْكَمُ عَلَيْهِ Ey her şeye hükmeden, fakat kendisine
hükmedilemeyen
 
145;Masdar-Marife ve
Muzafun ileyh
يَا ذَا الْحِكْمَةِ وَ الْبَيَانِ Ey hikmetli iş yapan ve hikmetini açıklayan
223;Masdar-Marife ve
Muzafun ileyh
يَا ذَا الْحِكْمَةِ الْبَالِغَةِ Ey tam hikmet sahibi
548;Masdar-Marife ve Haber يَا مَنْ لَهُ الْحُكْمُ وَ الْقَضَى Ey hüküm ve yargı kendisine ait olan
 
179;Masdar-Nekre ve Haber يَا مَنْ هُوَ فِي حُكْمِهِ لَطِيفٌ Ey hükmünde kullarına güzellikle lütufta bulunan, işlerin en ince ve gizli yönlerini bilen
652;Masdar-Nekre ve Haber يَا مَنْ لاَ مُعَقِّبَ وَ لِحُكْمِهِ Ey verdiği hükmü değiştirecek veya iptal
edecek hiç kimse bulunamayan
805;Masdar-Nekre ve Haber يَا مَنْ قَدْرِ بِحِكْمَتِهِ Ey hikmetiyle her şeyi takdir edip planlayan
822;Masdar-Nekre ve Haber يَا مَنْ لاَ يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ اَحَداً Ey mülk ve saltanatında hiçbir şeyi
ortak etmeyen
948;Masdar-Nekre ve Haber يَا مَنْ هُوَ فِي حُكْمِهِ عَظِيمٌ Ey hükmünde büyük olan
 
231;İsm-i Fâil-Marife, İsm-i Tafdil
Muzaf ve Muzafun ileyh
يَا اَحْكَمَ الْحَاكِمِينَ Ey hakimlerin hakimi
23;İsm-i Fâil-Marife
Muzafun ileyh
يَا خَيْرَ الْحَاكِمِينَ Ey hükmedenlerin en hayırlısı
 
284;İsm-i Fâil-Nekre يَا حَاكِمُ Ey hakimiyeti her şeyi kaplayan ve onlara
hükmeden Hâkim
 
334;Sıfat-ı Müşebbehe-Nekre ve
İsm-i Tafdil, Mübteda, M.İleyh
يَآ اَحْكَمُ مِنْ كُلِّ حَكِيمٍ Ey bütün hikmetli iş yapanlardan daha
hikmetli iş yapan
7;Sıfat-ı Müşebbehe-Nekre يَا حَكِيمُ  Ey hikmet sahibi olan
178;Sıfat-ı Müşebbehe-Nekre ve
Haber
يَا مَنْ هُوَ فِي مَقَادِيرِهِ حَكِيمٌ Ey kader ve takdiri ile her şeyi yerli yerinde yapan hikmet sahibi
947;Sıfat-ı Müşebbehe-Nekre يَا مَنْ هُوَ فِي حِلْمِهِ حَكِيمٌ Ey günahkarları hemen cezalandırmamasında
hikmetler bulunan
 
Mazi;40/48; (47) "O vakit onlar cehennemde çekişirken, zayıf olanlar büyüklük taslayanlara diyecekler -
Gerçekten biz size tâbi idik - şimdi siz, ateşten nasibimizi bizden savabiliyor musunuz?"
(48) "Büyüklük taslayanlar diyecek: - Artık hepimiz onun içindeyiz. -
Gerçekten (Muhakkak) Ellah kulları arasında hükmünü verdi."
Hükmetmek, hüküm vermek, fasletmek
Hüküm büyüklük taslayanlar ile onlara tâbi olan zayıflar hk'da. (Cevşen K. 806)
Ayeti Kerime
( إِذْ ) ile başladığı için, dokuz çeşit büyüklenme olacağını saklı olarak ikaz ediyor. (Bakınız: Amiller sayfası, Âmil olmayan edatlar)
وَإِذْ يَتَحَاجُّونَ فِي النَّارِ فَيَقُولُ الضُّعَفَاءُ لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا
 إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ أَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا نَصِيبًا مِنَ النَّارِ       
(47)
قَالَ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا إِنَّا كُلٌّ فِيهَا إِنَّ اللَّهَ قَدْ حَكَمَ بَيْنَ الْعِبَادِ   
(48)
 
************  
Mazi;Masdar;Emir;5/42; Yalanı dinleyenler - rüşveti yiyenlerdir - Eğer sana gelirlerse - ister aralarında hükmet - ister kendilerinden yüz çevir
- Eğer onlardan yüz çevirsen - sana asla hiçbir zarar veremezler -
Eğer hüküm verirsen - aralarında adaletle hüküm ver - Ellah adalet sahiplerini sever "
Hükmetmek, hüküm vermek, fasletmek
Hüküm âzim azâb ehli hakkında.
( إِنْ ),
mazi fiili müevvel masdara çevirdiği için; "Hükmü O'na duyurdum, O'da hemen uyguladı" anlamı saklıdır.
سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَإِنْ جَاءُوكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ
 وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئًا
 وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
 
Hz. Resulullah a.s'ı üzen Azîm azâbın ehli, 5/41'de (1. İnandım der, inanmayan gibi davranır, 2. Yahudi yalan söyleyeni dinler (ona icâbet eder.anlamında Bak: 6/36, 10/65-66), 3. Müslüman olmayanı dinler (ona icâbet eder / mahzun olmaz. anlamında 6/33), 4. Hak-kelimeye farklı anlamlar yükler, 5. Lehine olmayan hükümlere uymaz, 6. Kalb hastalıklarını reklam ederler, 7. Davranışlarıyla  خِزْيٌ  aşağılık sergilerler.) haber verilen yedi grub fiili işler, yalanı çokca dinlerler (mübalağalı ism-i fâil olarak gelmiş)  ve haramı (rüşveti) çokca yerler (mübalağalı ism-i fâil olarak gelmiş).  
************  
Mazi;Müevvel Masdar;4/58; "Şüphesiz Ellah emaneti ehline tevdi etmenizi emreder - NÂS arasında hükmettiğiniz zaman adalet ile hüküm
vermenizi emreder - Şüphesiz Ellah bununla size ne güzel vaiz veriyor - Şüphesiz Ellah duyan ve görendir."
Hükmetmek, hüküm vermek, fasletmek
Muzafun ileyh olarak görev yapmaya
yetkili kılınırsanız (Saklı Fiil), önünüze getirilen mesele hk'da adaletle hüküm verin. Şayet yetkili değilseniz, hüküm vermeyin anlamı saklı.
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ
 إِنَّ اللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
 
Çünkü; buradaki ( ... إِذَا ) şart edatı olup, iki fiil alır ve kendisinden sonraki fiilin muzafı olur. Şöylede söylenebilir: Şart cümlesindeki şart fiili izne bağlıdır,
cevap fiili emre bağlıdır.
KAİDE: ( أَنْ ) fiil cümlesini masdara çevrir. ( إِنَّ ) isim cümlesini masdara çevirir (masdar mânasını kazandırır anlamında).
 
************  
Muzari;3/55; "O vakit Ellah dedi - Yâ İsâ - Muhakkak be senin canını alacağım - ve seni bana yükselteceğim - ve sana tâbi
olanları kıyamet gününe kadar kafirlerden üstün tutacağım - sonra dönüşünüz yalnız banadır -
sonra aranızda ihtilaf ettiğiniz şeyler hakkında hükmü Ben vereceğim."
Hükmetmek, hüküm vermek, fasletmek
Hüküm Ümmeti Muhammed'in Âlim'i ve O'na tâbi olan sofiler hk'da.
H.Şerif : "Ümmetimin âlimleri benî-İsrâilin peygamberleri gibidir."
Bakınız: Cevşen Kebîr, 498
إِذْ قَالَ اللَّهُ يَاعِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا
 وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ
 فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
 
Ayeti Kerime ( إِذْ ) ile başladığı için, dokuz çeşit ihtilaf olacağını ve hükmünü hemen vereceğini saklı olarak bildiriyor olabilir. Çünkü ( فَأَحْكُمُ ) muzari fiili
FE atıf edatıyla gelmiş. KAİDE:
( فَ ) iki ismi "hemen sonra" ekiyle  ve iki cümleyi ".. -ip hemen" ekiyle birbirine bağlar. ( قُمْنَا فَصَلَّيْنَا  Kalkıp hemen namaz kıldık.) örneğinde olduğu gibi. Bu nedenle Ellah Teala'nın sanki "Muzari kalıbında bildirdiğim Hükmümü âhirete bırakmam, anında veririm" ikazı var.
 
************  
Muzari;4/105; (105) "Gerçekten biz bu kitabı sana Hak olarak indirdik - Ellah'ın sana gösterdiği vecihle NÂS arasında
hüküm edesin - Sen hainlerin koruyucusu olma."
(106) "ve Ellah'tan mağfiret dile - Şüphesiz Ellah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir."
(107) "ve kendi nefislerine ihanet edenler namına mücadele etme -
Şüphesiz Ellah hainlikte ileri giden günahkarları sevmez."
Hükmetmek, hüküm vermek, fasletmek
Hüküm ( بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ ) İf'al BAB'ında
anlamı saklı olan bir görme
(رَأَىَ) ile sıfatlanan hk'da. (Hikmet ehli hk'da)
إِنَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَا أَرَاكَ اللَّهُ وَلَا تَكُنْ لِلْخَائِنِينَ خَصِيمًا    (105)
وَاسْتَغْفِرِ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا   
(106)
وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنْفُسَهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًا  
(107)
 
( لِتَحْكُمَ ) muzari fiilinin "lâm-u ta'lîl" ile gelmesi ve NASB halinde olmasında şöyle bir mâna saklıdır: "NÂS" arasındaki meselelerde öğle bir hüküm ver ki;
NÂS, hem verdiğin hükmü "sana inzal edilen kitab" dan çıkartığını, hem de nasıl uyguladığını bilsin, görsün, aklı yatsın ve ortaya koyduğun usullere göre kendisi de önüne gelecek yeni meselelere uygulayabilsin.
ÖNEMLİ NOT:
Sünnetullah olan Arapça öğrenme usulu: önce Kur'an-ı Kerim arapçasını öğrenin, sonra Hadis-i Şerif arapçasını öğrenin, daha sonra da yazılan arapçayı öğrenin ikazı saklı olarak yapılmış. Şu kıssa ve tarif bu tesbiti destekler: (1) Hz. Resulullah a.s.v, Hz. Ömer r.a.'nın elindeki başka bir millete ait olan bir kitabı görünce "Bu nedir?" buyurur. Hz. Ömer r.a niçin bu kitabı okumak için aldığını açıklayınca, Hz. Resulullah a.s.v: "Kitabın sana yeter." diye buyurur ve Hz. Ömer r.a. sadece Bakara Suresini 8 sene tâlim eder. Özetle; önce Kur'an-ı Kerim arapçasını öğrenmeye çabalar, anlamadığı husus olunca da, Hz. Resulullah a.s.v'a sorar ve bu çalışması ona "Fâruk" sıfatını giydirir.  (2) Hz. Resulullah a.s.v: "İlim üç esasa dayanır. Aramızda Hakk'ı konuşan Kitab, uygulamada olan sünnet ve bilmiyorum demek." diye buyurmuştur. Ancak medresede ve öğretim kurumlarında uygulanan öğrenme sıralaması Sünnetullah'ın tersidir. Bir kelimenin lügat tarifi ile Kur'an-ı Kerimdeki tarifi (terminolojik anlamı) farklı olduğu için, yazılı arapçadan sonra Kurân-ı Kerimi Hakkıyla anlayamıyor ve hüküm (fetva) verirken farkında olmadan, nefsine hainlik ediyor.
SORU: Hiç arabça bilmeyen bir kişiye, "Kur'an-ı Kerim Arapçası" nı öğretme tekniği nasıl olmalı ?
 
Devam edecek ….