NOT: Kullanılan, "Visual Web Developer 2005 Express Edition" editöründe "ötre" olarak yazılan harekelerin bazıları, siteye gönderilince "üstün" gibi görünüyor. Bu nedenle ilgili Ayet-i Kerime'lerin yazılışı Kur'an-ı Kerim'den mutlaka kontrol edilmeli.


KokID AyetNo ve Mamul çeşidi Tefekkürle çıkartılan anlamlar Kur'an-ı Kerim Lügatındaki anlamlar
110 برز   ( بَرَزَ   يَبْرُزُ   بُرُوزاً ) Ortaya çıkmak,çıkmak
110 2/250;Mazi;cemî; Huve ile beraber ve kalpleri bir olarak Ellah'ın izniyle Câlût ve ordusunun karşısına çıktıklarında…, dediler Çıkmak
Fiil, isim tamlamasının muzafun ileyhi
ve muzaf olan LEMMÂ'nın da fâilidir.
وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالُوا …
***********
110 3/154;Mazi;müfret;  Uhud'da dağa çıktıklarında vesveseye kapılana: "De ki Siz evinizde de olsanız, yine de oradan çıkar 'üzerlerine öldürülmeleri yazılmış olanlar' can verecekleri yere giderlerdi  (Azrâil as.ın huzuruna amelleriyle birlikte çıkardı)" Çıkmak
Fiilin mânasını, sıla cümlesi açıklıyor.
"Akıl bilmese de, Ruh kabz olunacağını bilir" anlamı saklı (İ'rab / Sıla cümlesi)
 قُلْ لَوْ كُنْتُمْ فِي بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ إِلَى مَضَاجِعِهِمْ 
***********
110 4/81;Mazi;cemî;  Yüz çevirenler; "Sana itaat ederiz derler. Senin yanından çıkınca ... söylediklerinin tam tesini konuşurlar … hemen onlardan yüz çevir ve Ellah'a tevekkül et ve Ellah vekil olarak kâfidir."  Çıkmak
Fiili, sözünün gayri olan kişiler, Hz.  Resulullah a.s.v'den yüz çevirenler diye tanımlanır bilgisi saklı. فَإِذَا بَرَزُوا مِنْ عِنْدِكَ
***********
110 14/21;Mazi;cemî "ve hepsi (büyüklük taslayanlar, onlara tâbi olan zayıflar ve şeytan) Ellah'ın huzuruna çıktılar hemen dedi ... (çıkacaklar hemen diyecek ki) ..." Hesaba çekilmek için kabirden çıkmak yahut kötülükleriyle beraber ortaya çıkmak
Âmil olan "Lİ" harficerinde; fâil istese de - istemese de bu mecrurun huzuruna çıkartılır anlamı saklıdır. وَبَرَزُوا لِلَّهِ جَمِيعًا فَقَالَ
***********
110 14/48;Mazi;cemî Mücrimleri görürsün, ... "ve Vâhid Kahhâr olan Ellah'ın huzuruna çıktılar. (çıkacaklar) … Ellah her nefsi kazandığı ile cezalandıracaktır." Hesaba çekilmek için kabirden çıkmak yahut kötülükleriyle beraber ortaya çıkmak
Âmil olan "Lİ" harficerinde; mecrur, ilâhi hükmü eksiksiz uygular ikazı saklıdır. وَبَرَزُوا لِلَّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
***********
Ayetlerdeki ORTAK anlamı: BERAZE'nin evvelinde mutlaka Ellah Teala'nı bir imtihanı ve elemesi vardır. Sonrasında ise;  bize gizli olan izâfi vasflarımızı veya izâfi sıfatlarımızı, fiillerimizle hem bize ve hem de mânen bizden üstün olanlara bildirmesi vardır.
********** // **********
118 بسر   ( بَسَرَ   يَبْسُرُ   بَسْراً   بُسُوراً ) Hoşlanmayarak asık suratla bakmak,
çehresini ekşitmek, yüzünü buruşturmak
118 74/22;mazi;mufret 1.Bab'dan olan BESERA, nasihatın içeriğini anladıktan sonra verilen tepkidir ve izâfi vasfılarından birinin veya bunların kombinasyonunun zuhurudur, olay sırasında fark edilmez. Ancak olay yaşanıp bittikten sonra idrak edilir.. çünkü "Ayetimize karşı inatçı kişi; düşündü, karar verdi ve hoşanmayarak asık suratla baktı sonra sırt çevirip büyüklendi." açılaması yapılmış. 4.Bab'dan gelen ABESE ise, kişideki izâfi vasfının çeşidini bildirir. (Emir Altına Girmeme, Üstünlük Kurma, Menfaatini Kollama, Kendini Beğenme ve Benlik) Asık suratla baktı
Şu vasfı giyinen, bu fiili yapar. Ondan,
başka bir fiil beklenmez. Kendisine de "keşke şöyle yapsaydın" demenin de bir anlamı yoktur. Bilgisi saklıdır.
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ
********** // *********
120 بسط    ( بَسَطَ    يَبْسُطُ    بَسْطاً ) Kabzetmenin zıttı olup; genişlemek, açmak, vüs'at vermek, yaymak
Cevşen-i Kebîr'deki Esmâ, 218 يَا بَاسِطَ الْيَدَيْنِ بِالْرَحْمَةِ Ey kullarına rahmet kapılarını açan
  "Ey İki elinin rahmetiyle genişleten" esmâsının bir anlamı da: Ey kuluna Celâl ve Cemâl sıfatlarıyla rahmet ederek;
günahlardan uzaklaştıran, ferahlatan, genişleten, terbiye eden, lütuflandıran….vb.dir.
 
************
120 5/28;mazi;müfret;ismifâil; Hâbil, Kâbil'e: "Yemin olsun sen beni öldürmek için elini uzatsan, ben seni öldürmek için elimi uzatmam (İsmi-fâil, isim cümlesinin haberi ve Bİ harficeri olması nedeniyle: bir sebeble bu fiilin ismi-fâili değilim anlamı saklı). Şüphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Ellah'tan korkarım" dedi. Kaide: mazi fiilin fâili, aynı zamanda o fillin ismi-fâili olur ve fiilin maddi - mânevi sonuçlarını bilerek, kabullenerek ve isteyerek yapmıştır anlamı saklıdır. (darbeden mecaz olarak) elini uzatmak ve ellerini uzatan (ismi fâil)
(Lİ) ile birlikte geldiği zaman fiili yapmış
 demektir. Çünkü müteallak, mecrur'a aittir (uzatılan el, öldürmeye aittir)
لَئِنْ بَسَطْتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَا بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
***********
120 42/27;mazi;müfret; "Velev Ellah kullarına rızkı bol bol verseydi, mutlaka yeryüzünde azarlardı, Lâkin O dilediği miktarla indiriyor" bollaştırmak, genişletmek
BESETA'nın mazi olarak gelmesi, rızkın ezelde takdir edildiğini ve NEZZELE'nin muzari olarak gelmesi de, bu takdirin zamanı, sebebleri, …vb unsurlarında takdir kapsamında olduğunu bildirir. وَلَوْ بَسَطَ اللَّهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِهِ لَبَغَوْا فِي الْأَرْضِ وَلَكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا يَشَاءُ إِنَّهُ بِعِبَادِهِ خَبِيرٌ بَصِيرٌ
***********
120 2/245;muzari;müfret; "ve Ellah sıkandır ve genişletendir, dönüşünüz O'nadır" Ayet-i Kerimesinde YEBSITU, İsim cümlesinin haberi olan bir fiil cümlesidir. İlâl'den dolayı SİN harfi SAD olmuştur. Okuyan ve dinleyenler sırasıyla; haberden yükümlüdür, görevlidir ve sorumludur. Açmak, genişletmek
Ellah Teala, önce VEREN sonra ALAN dır. Bunun tersi de olmaz. (vermediği bir şeyi almaz). Yakbidu fiili 4.BAB olduğu için, azab olan bir sıkma, verdiğini alarak cezalandırma anlamı saklıdır.  وَاللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
***********
120 60/2;muzari;cemi; "Eğer onlar sizi yakalarsa, size düşman kesilirler ve sizlere ellerini ve dillerini kötülükle uzatırlar ve küfretmenizi
arzu ederler" (Siz inanmamalısınız derler)"
(darbeden mecaz olarak) elini uzatmak
Kaide:Muzari aynasında kalbimizin hâli
seyrettirilir. Yani, kalbi hastalıklı kişileri yakalarlar ve inancımızı (İlâhi doğruları) terk edip, kendi yanlışlarına uymamızı arzu ederler.
إِنْ يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ أَعْدَاءً وَيَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ وَأَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ
***********
120 13/26;muzari;müfret;17/30;28/82
;29/62;30/37;34/36;34/39;39/52;
42/12;
Takdir edilen sıkıntının ardından bir bollaşma gelir anlamında "Ellah dilediği kimsenin rızgını daraltır ve genişletir"
30/37'de "şüphesiz bunda inanan bir kavim için ibretler vardır" ve 34/36'da "Lakin Nâs'ın çoğu bunu bilmezler" cümleleriyle de; "Takdir edilen sıkıntıdan ibret alın ve bunu YAKBİDU (2/245) ile farklılığını tesbit edin" anlamı saklı.
bollaştırmak
Yakdiru, 2.BAB'dan bir fiili olup, ezelde takdir edilmiş ve bir lütuf olan bir sıkma çeşididir. Yani, bu sıkmayı yaşayan farkında olmaz ama başkaları onun bir çok sıkıntısı olduğunu söyler اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ
***********
120 30/48;muzari; "Ellah O'dur ki; rüzgarı gönderir de, bulutu sürükler, hemen gökyüzünde onu dilediği gibi YAYAR …. Nihayet onu kullarından istediğine, izniyle isabet ettirir. O vakit onlar sevinirler"  yaymak manasına
Bulutların gönderilen rüzgara hiç itiraz
etmeden hemen yayıldığı gibi, Ellah'ın rahmeti de gönderilen bir sebeble gelir ve hemen yayılıp kaplar. Bilgisi saklıdır.
اللَّهُ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَاءِ كَيْفَ يَشَاءُ
***********
120 17/29;muzari;masdar; "Elini boynuna bağlayıp cimrilik yapma. Dağıtacağın şeylerin hepsini dağıtma. Sonra kınanmış eli boş olarak oturur kalırsın." Muzari anlatımda (yerine göre) fâili örnek al veya alma ikâzı saklıdır. masdar:açmak, ihsanda bulunmak
Muzariyi cezm eden ve talep için gelen
"Nehy edatı" âmildir. Masdarın marife olarak gelmesi, sünnete uygun olarak ne / nasıl dağıtılır bilgisine sahibtir anlamı saklıdır.
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَحْسُورًا
***********
120 2/247;masdar; ".. Dedi ki: Şüphesiz Ellah onu sizin üzerinize seçmiştir ve ona genişlik verdi, ilmini ve vücud gücünü ziyadeleştirdi Ellah mülkünü dilediğine verir. Ellah'ın ihsanı geniş ve hakkı ile bilicidir." (İlmen) genişlik, derinlik, (cismen) boylu boslu olmak, dolgunluk
Ellah Teala'nın Melik olarak gönderdiği
Tâlût'un mülkünü ilmen ve cismen genişletti ve bunu halk da açıkça gördü, fakat nasıl olduğunu bilemedi ve benzer genişliği yapamayacaklarını da idrak ettiler bilgisi saklı.
 قَالَ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَاهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِ وَاللَّهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
***********
120 5/11;müevvelmasdar; "Ey iman edenler! Ellah'ın sizin üzerinizdeki nimetleri hatırlayın. O vakit bir kavim size ellerini uzatmaya niyet etmişti. Onların ellerini üzerinizden çekti. Ellah'tan sakının. Mü'minler yalnız Ellah'a tevekkül etsinler." (BAK: 5/28) (darbeden mecaz olarak) elini uzatmak
Bir nüzûl sebebine göre, yahudilerin Hz.
 Rasûlulllah a.s.v ve dört ashabına karşı düzenledikleri suikast planını Cebrail a.s haber veriyor ve Ayet-i Kerime iniyor. Benzer olayların her devirde olacağını müevvel masdar ile ikâz ediyor.
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَنْ يَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
***********
120 7/69;masdar; Hz. Hud a.s, Âd kavmine: "Sizi uyarmak için aranızdan bir şahsın size Rabbinizin ihtarı ile gelmesine hayret mi
ettiniz? Düşünün ki, Nuh kavminden sonra sizi halifeler yaptı. Yaradılışça size onlardan ziyade boy, güç verdi. O halde Ellah'ın nimetlerini hatırlayın. Umulur ki siz felâha erersiniz"
(İlmen) genişlik, derinlik, (cismen) boylu boslu olmak, dolgunluk
Emsile sayfasındaki, mimsiz masdar
dosyaları incelendikten sonra tekrar tefekkkür edilmeli
أَوَعَجِبْتُمْ أَنْ جَاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلَى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَاذْكُرُوا
إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَسْطَةً فَاذْكُرُوا ءَالَاءَ اللَّهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
***********
120 71/19;masdar; "Ellah sizin için yeryüzünü yaymış (kullanışlı hale) getirmiştir." İsim cümlesinin haberi olarak gelen fiil cümlesinin, bir kalb fiili olan (ceale) ile gelmesi, bunun mazi olması ve Beseta'nın da masdar hâli, bu yayış'ın hem maddi hem de mânevi olduğunu bildirir.  yaygı, sergi
Ellah Teala'nın ilmini, kudretini, iradesini
… hatta tüm esmâsını anlatan ve NASB halinde gelen bir masdar.
وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ بِسَاطًا
************
Ayetlerdeki ORTAK anlamı: Ellah Teala nefse fiil olarak hiçbir görev vermemiş. Sadece; tâzim et, (fiilden sıfata veya sıfattan fiile giderek) şahit ol, dostunu tanı, düşmanını tanı buyurmuş. Giğindiğimiz vasıflarn zuhur şekillerini, kendi fiilimiz kabul ederiz.  Meselâ : Namazda, Hz. Rasûlullah (a.s.v)'in öğrettiği duâ yerine, başka bir şeyler istemek gibi. Gerçekte bunlara fiilimiz demek yerine, nefsimizdeki ( سِرْأَةٌ ) vasfın görünmesi, bilinmesi demek daha doğru olur, galiba. Bu nedenle ( اَلْإِنْسَانُ )'nın nefsî_fiili yoktur denebilir. Şöyle de söylenebilir: Hak ile bâtılı ayıranın fiilerine nefsi karışmaz. Çünkü, kendisi bir kab haline gelmiş gibidir ve ne konursa o görünür, bilinir hâle gelir. (Hz. Âdem a.s'a Esmâ'yı yüklediği gibi) BESETA kökündeki saklı anlamların biri olabilir. Bir Ellah dostu, duâsına: Vücuduyla mevcud, Sıfatı ile muhît,  Ef'âliyle zâhir, Esmâsı ile mâlum, Asârı ile meşhûd olan Ellah'ım ..... diyerek başlardı.